Bu olaylardan sonra Yüce Allah Hz. Musa’ya bir gün İsrailoğullarının Mısır’dan çıkarmasını emredip şöyle buyurdu:
«Ey Musa, benim kullarımla birlikte geceleyin yola çık! Sonra onlara denizde (kuru) bir yol aç! Düşmanın size erişip yetişmesinden korkup yılma!..» (Tâhâ sûresi, âyet: 77)
Çünkü Firavun ile kavmi Hz. Musa ile kavmini mutlaka arkalarından takip edecekti. Ve Yüce Rab, Musa’ya bunu da şöyle vahyetmişti:
— «Ey Musa, (Firavun ile adamları sizi çevirmek için) ardınızdan geleceklerdir.» (Şuarâ sûresi, âyet: 52)
Hz. Musa bu Yüce Allah’ın emrini alınca İsrailoğullarını topladı. Dnlara Mısır’dan çıkmalarını, Mısır halkından süs eşyası gibi şeyleri ödünç olarak almalarını söyledi:
— Sakın yolda arkadaşlarınızla yüksek sesle konuşmayınız! dedi. Evlerinizde de sabaha kadar yalnız mum yakınız! Benim, veya başkası tarafından yola çıkanlardan birisine:
— Sen kimsin? diye sorulursa herkes:
— Amr! diye cevap verecektir dedi. Amr sözü bir türlü parolaydı.
Hz. Musa yine sözlerine devam ederek dedi ki:
— Yola çıkan kimseler evden ayrıldığını bildirmek üzere kapısına kan sürecektir.
İsrailoğulları bir gece Hz. Musa’nın söylediklerine tüm uyarak yola çıktılar. Evlerinde mumlarını yanar bıraktılar. Evden ayrılınca da kapı eşiklerine birer kan lekesi sürdüler. Nesillerinin pak kalması ıçm de İsrailoğlu kadınlarının zina yolu ile Mısırlılardan doğan çolakları Mısırlılara bıraktılar. Mısırlı kadınlardan İsrailoğulları erkeklerinden olan çocuklarını yanlarına aldılar. Bu suretle kanlarına yabancı erkek kanı karışmamış oluyordu.
Gece şehirlerden dışarı çıkıldı. Mısırlıların haberi bile olmadı. İş o kadar gizli tutuldu.Yukarıda gökkubbede onların yolunu aydınlatacak ay da vardı.Şimdi İsrailoğulları kafile kafile, sessiz sedasız doğuya Mev’ud Arz’a yol alıyorlardı. Çok hızlı bir yürüyüştü bu! Hz. Musa ellerini Yüce Allah’a açarak şöyle yalvardı:
— Ey Yüce Allah’ım! Firavunla onun kavmine bu dünyada muhteşem bir yaşayış, çok çok mal, büyük büyük servetler verdin. Onlar bunlara güvenerek halkı doğru yoldan şaşırttılar. Ey Yüce Allah! Onların mallarını varlıklarını sen yok et. Onların yüreklerini de katılaştır. Öyle ki şiddetli ve acıklı azabı görmeden imana gelmesinler…» dedi.
Harun (A.S.) da bu duaya amin! diyordu. Yüce Allah her ikisine:
— «İkinizin de duası kabul olundu!..» diye buyurdu. Sonra da onlara:
— «İkiniz de doğru yolda devam edin ve sakın bilmiyenlerin yolunu tutmayın!» emrini verdi.
Mısır’da sabah olmuş, güneş doğmuştu. Mısırlılar uykudan uyandılar.Fakat, o ne öyle! Güneş her yeri aydınlattığı halde İsrailoğullarının evlerinde hâlâ ışıklar, mumlar yanıyordu!Ne olmuştu bunlara? Neye uyanıp kalkmamışlardı? İşte işlerine de gitmiyorlardı.
Halk hemen Fıravun’un sarayına koşuştu:
— Ey hükümdarımız, İsrailoğullarının evlerinde hâlâ mumlar, ışıklar yanıyor. Kapılarından çıkan olmadı! dediler.
Firavun hemen adamlarını göndererek Musa’nın kavminin evlerini arattı.
Kimseler yoktu evlerinde. Her evin eşiğinde de bir kan damlası vardı. Bütün İsrailoğulları gece kaçıp gitmişlerdi.
Firavun:
— “Askerlerim toplansın. Onların ardına düşsün!” emrini verdi.Gün doğup, gök kubbeye yükselirken Mısırlılar takibe çıktılar.
— Onları kırıp geçirelim. Hepsini mahvedelim, öldürelim! diyorlardı.
İsrailoğulları ise denize erişiyorlardı.Şehirde Firavun’un münâdileri şöyle bağırmaya başlamışlardı:
— «İsrailoğulları sayısı az bir topluluktur. Onlar bizi darılttılar ve kızdırdılar. Biz gözü açık, uyanık bir toplumuz!»
Mısır şehirlerindeki askerler Firavun’un emriyle ve onunla birlikte son süratle Kızıldenize doğru ilerliyorlardı.
Halk da askerlerin ardına düşmüştü.
Bu hal Yüce Allah’ın bir âyeti idi. O, Firavuncuları, böyle cennet gibi bağlardan, ırmaklardan, definelerle dolu o namlı ve şerefli yerlerden sürüp çıkarmıştı.
Güneş göktepeye doğru yükseliyordu.
Mısır askerleri de İsrailoğullarına yaklaşıyor, yaklaşıyordu.
Mev’ud Arza, Hz. Yakub’un ve İshak’ın mezarları bulunan memlekete giden Musa’nın kavmi bir aralık arkalarında bir toz bulutunun kabardığını gördüler.
Kimdi bu gelenler?Demek ki Mısır’dan kaçtıkları anlaşılmıştı. Demek ki takip ediliyorlardı.Birden hepsini büyük bir korku sardı.Firavun iki tekerlekli çift atlar koşulu arabasındaydı.Ayrıca altı yüz tane seçme araba ile yüzlerce Mısır arabası arkadan asker getiriyordu.İsrailoğulları deniz kıyısı yakınında Pihahirat yanında BaalSafo’nun önünde konmuşlardı.
İşte Firavun’un arabası, atları, atlıları kendilerine yaklaşıyordu. Beni İsrail Mısırlıları bu halde görünce feryada, şikâyete başladılar. Hz. Musa’nın önüne koşuştular:
— «Ey Musa! dediler. Mısır’da kabir bulunmadığı için mi çölde ölmek üzere bizi getirdin? Bizi Mısır’dan çıkarmakla bize bu yaptığın iş nedir? “Bizi bırak Mısırlılara kulluk edelim!” diye söylediğimiz söz bu değil miydi? Çünkü çölde ölmektense, Mısırlılara kulluk etmek bizim için daha iyi olurdu!» dediler.
Hz. Musa da onlara dedi ki:
— «Korkmayınız siz. Durunuz. Bugün Yüce Allah’ın sizin için göstereceği kurtuluşu görün! Çünkü bugün gördüğünüz Mısırlıları bir daha ebediyyen görmeyeceksiniz..»
Evet iki topluluk böylece birbirini görmüş ve İsrailoğulları.
— Eyvah, yakalandık! demişlerdi. Hz. Musa’ya:
— Ölüm bize yaklaşıyor! dediler. İsrailoğullarından Nun oğlu Yuşa’nın birdenbire çevreyi sardığı görüldü:
— Ey Allah’ın nebisi! Senin bizi koruman nerde kaldı? İşte bak’ Önümüzde deniz var! Arkamızdan bizi kovalıyan, hatta yaklaşan dr. düşmanlarımız Mısırlılar. Bizim artık ölümden kurtulma çaremiz kalmadı. Kaçacak bir yer de yok bizim için!
Hazret-i Musa:
— Ey İsrailoğulları! dedi. Korkmayınız! Ben denizden geçmekir emrolundum! dedi. Denizde açılacak kuru bir yoldan geçeceğiz. Boğulmaktan Rabbimiz bizi kurtaracaktır.
İsrailoğulları Hazret-i Musa’nın bu teselli verici sözlerini duyunca, endişelerini savdılar. Fakat bu yarım bir teselli oldu. Büyük korku yine yüreklerini sarıyordu.
Ve Hazret-i Musa:
— Hayır! dedi. Rabbim, hiç kuşku yok ki, benimledir. Bana kurtuluş yolunu gösterecektir.
Ve o anda Hazret-i Musa’ya Yüce Allah tarafından bir vahiy indi:
«Bunun üzerine Musa’ya: “Asan ile denize vur” diye vahyettik! Asayı vurunca deniz hemen ikiye bölündü. Her bölüntü koskocaman bir dağ oldu.» (Şuarâ sûresi, âyet: 63)
Ya bundan sonrası? Allahü Teâlâ şöyle buyuruyor:
«Ötekilerini (Firavun bölüklerini) de buraya yaklaştırdık. «Ve Musa ile beraberindekilerin tümünü kurtardık, ötekilerin hepsini boğduk. Bunda elbette bir ibret vardır. Ama çoğu Mü’min olmamıştı.» (Şuarâ sûresi, âyet: 65-67)
Cenâb-ı Hak Mümin olmayan Mısırlılara bu cezayı niçin verdiğin Kasas sûre-i şerîfesinde şöyle açıklıyor:
— Bunun üzerine biz de Firavun’u ve ordusunu yakaladık da denize atıverdik.»
Sonra Kureyş zalimleri ile uğraşan Hazret-i Muhammed (S. A V.) e de şöyle buyuruyordu:
Ey Muhammed! Zâlimlerin sonunun nasıl olduğuna bir bakış at.» (Kasas sûresi, âyet: 40)
Suların, Firavun askerlerini nasıl kavrayıp boğduğunu Kuran-ı Kerim şöyle buyuruyor:
— «Deniz kendilerini kapladıkça kapladı. (Tümü suda boğuldular.) Böylece Firavun, milletini yanlış yola saptırdı, doğru yola götürmemişti.»
Hazret-i Musa elini denizin üzerine uzatınca sabaha karşı deniz eski haline döndü. Sular geri dönüp arabaları, atlıları ve arkalarından denize giren Firavun’un bütün askerlerini örttü. Onlardan bir er bile kurtulamadı.
