Kâbil, Hira dağı yokuşlarında kardeşini öldürmüştü. Hemen koştu. Güzelliği ile gönlünü kaptırdığı ve bir batında birlikte doğduğu, kendisine Adem şeriatınca haram olan kız kardeşi İklima’nın elinden tuttu.
— Yürü kardeşim! dedi.
Birlikte Hira dağından aşağı indiler.
Anasının, babasının, küçük kardeşlerinin oturduğu yerlerden uzaklaşıyorlardı.
Bir kaç ay sonra Yemen topraklarında bulunuyorlardı.
Sonra Doğu yönlerde NOD ülkesine geldi. Bir zaman sonra başka erkek ve kız kardeşleri de o taraflara göç ettiler.
Kız kardeşi İklima ile evlenen Kâbil’in bir oğlu dünyaya geldi. Bunun adını HANOK koydular.
Kâbil, çoğalan halkına sonra bir şehir kurdu. Bu şehre oğlunun adını koyarak «Hanok şehri» dedi.
Hanok da büyüdü. Şehir de büyümüş, aileler de artmıştı. Hanok da bir kızla evlendi. Ondan İrad adında bir oğlu dünyaya geldi. İrad da büyüdü, delikanlı çağma erdi. O da atası Kâbil’in kavminden bir kızla evlendi. Ondan bir oğlu dünyaya geldi. Adını Mehuyail koydu.
Mehuyail de büyüdü. Delikanlı oldu. O da evlendi. Metuşail adında bir oğlu dünyaya geldi. Yıllar ne de çabuk geçiyordu. Metuşail de büyüyüp evlendi. Onun da Lâmek adında bir oğlu dünyaya geldi. Lâmek de büyüdü, delikanlı çağına erdi. O kendisine iki karı birden aldı. Birisinin adı Ade, birisinin adı da Sillâ idi. Bir gün Ade kocası Lâmek’e koştu:
— Sana bir evlâd getiriyorum! müjdesini verdi.
Kitab-ı Mukaddes, dördüncü bölüm, âyet: 17.
Lâmek çok sevindi. Nihayet bir gün beklenilen çocuk dünyaya geldi. Sevimli gözlerinden zekâ okunan bir çocuktu. Bunun adını Yabal koydular. Yabal da büyüdü. Kavmine başkan olunca:
— Artık herkes sürülerindeki koyunlarımn, sığırlarının, develerinin derilerinden çadırlar yapsın! Oralarda otursunlar. Herkesin de elinde bir hayvan sürüsü olsun! dedi.
İşte çadırlarda oturanların, sürü sahiplerinin ilk atası, Kâbil’in torunlarından bu Yabal olmuştu. Onun bir de kardeşi dünyaya gelmişti. Babası Lâmek onun da adını Yubal koymuştu. Yubal saz ve kaval çalardı. O da saz ve kaval çalanların atası oldu. Lâmek’in ikinci karısı Sillâ’dan Tubal Kabil adında bir oğlan çocuk dünyaya geldi. Bakırdan, demirden, ikisinin karışımı olan tunçtan keskin yüzlü âletleri yapan Tubaldı.
Tubal Kâbil’in bir de kız kardeşi dünyaya gelmişti. Bu kıza Naame adı konulmuştu.
Bir gün Lâmek iki karısını, Ade ile Sillâ’yı yanma çağırarak onlara dedi ki:
— Ey ben Lâmek’in karıları! Ey Ade, ey Sillâ! Sesimi duyun, sözümü dinleyin benim! Çünkü beni yaraladığı için bir adamı ve beni berelediği için bir delikanlıyı öldürdüm. Şimdi nasıl dedemiz Kâbil’i öldüren için Rabbimiz yedi kat öç alınacağını buyurmuşsa iyi biliniz ki, ben Lâmek’in öcü tam yetmiş yedi kere alınacaktır.
Bir gün gelecek Kâbil’in torunlarından ve kavminden kimin öç alınacağı görünecekti.
Lâmek çok sevindi. Nihayet bir gün beklenilen çocuk dünyaya geldi. Sevimli gözlerinden zekâ okunan bir çocuktu. Bunun adını Yabal koydular. Yabal da büyüdü. Kavmine başkan olunca:
— Artık herkes sürülerindeki koyunlarının, sığırlarının, develerinin derilerinden çadırlar yapsın! Oralarda otursunlar. Herkesin de elinde bir hayvan sürüsü olsun! dedi.
İşte çadırlarda oturanların, sürü sahiplerinin ilk atası, Kabil’in torunlarından bu Yabal olmuştu. Onun bir de kardeşi dünyaya gelmişti. Babası Lâmek onun da adını Yubal koymuştu. Yubal saz ve kaval çalardı. O da saz ve kaval çalanların atası oldu. Lâmek’in ikinci karısı Sillâ’dan Tubal Kabil adında bir oğlan çocuk dünyaya geldi. Bakırdan, demirden, ikisinin karışımı olan tunçtan keskin yüzlü âletleri yapan Tubaldı.
Tubal Kâbil’in bir de kız kardeşi dünyaya gelmişti. Bu kıza Naame adı konulmuştu.
Bir gün Lâmek iki karısını, Ade ile Sillâ’yı yanına çağırarak onlara dedi ki:
— Ey ben Lâmek’in karıları! Ey Ade, ey Sillâ! Sesimi duyun, sözümü dinleyin benim! Çünkü beni yaraladığı için bir adamı ve beni berelediği için bir delikanlıyı öldürdüm. Şimdi nasıl dedemiz Kâbil’i öldüren için Rabbimiz yedi kat öç alınacağını buyurmuşsa iyi biliniz ki, ben Lâmek’in öcü tam yetmiş yedi kere alınacaktır.
Bir gün gelecek Kâbil’in torunlarından ve kavminden kimin öç alınacağı görünecekti.
