Rahip Bahira da Hz. Muhammed’i Tanımıştı

By | 14 Ağustos 2015

rahip-bahira-da-hz-muhammedi-tanimisti“Hatırla ki, Meryem oğlu İsa, ‘ Ey İsrailoğulları! Ben, size Allah’ın benden evvelki Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak (geldim)’ demişti… ” (Saf, 61/6)
O’nu (sav), daha niceleri gelmeden haber vermiş, çocukken görenler de tanımıştı. Rahip Bahîra da bunlardan biriydi.
Peygamber Efendimizin on iki yaşında, amcası Ebu Talip ile birlikte, bir ticaret kervanıyla Şam’a gidişi vardır. Bu yolculuk sırasında ilginç bir olay anlatılır.
Kervan, Şam yakınlarındaki Busra kasabasına yaklaşmaktadır. Kasabanın yüksekçe bir yerinde bulunan Manastırda Bahîra isimli bir rahip yaşamaktadır. İncil gibi Tevrat’ı ila iyi bilen bir bilge kişiliği sahiptir. Kervanı sürekli bir bulutun izlediğini ve içlerinden birine adeta gölgelik ettiğini görür. Kitaplardan edindiği bilgilere göre yakında bir peygamberin geleceğini bilmektedir. Gelecek peygamberin güneşten rahatsız olmaması için genelde başı üzerinde bir bulutun şemsiye vazifesi göreceğini o kitaplardan öğrenmişin. Bu nedenle Kervan’a o ana kadar hiçbir kervana göstermediği ilgiyi gösterir ve onları yemeğe davet eder. Davete, mallara göz kulak olsun diye nöbetçi kalıp katılmayan bir tek Peygamber Efendimiz vardır. Bahîra, gelenler arasında, geleceği haber verilen Peygambere ait bir iz bulamaz ve sorar:
- içinizden davetime gelmeyen var mı?
- Evet, bir gencimiz var…O’nu mallarımıza göz kulak olsun diye konak yerinde bıraktık, derler.
Bahîra ısrarla O’nun da getirilmesini ister. Peygamberimiz gelir. Yemek yendikten sonra kafıledekiler sohbete dalmışken Bahîra, Peygamber Efendimizin yanına yanaşır. Dikkatle ay gibi parlayan mübarek yüzüne bakar. Sonra da aralarında şu konuşma geçer:
- Ey nur yüzlü genç! Merak ettiğim bazı şeyleri sana sormak istiyorum… İzin verir misin?
- Sorabilirsiniz.
- Sorularıma doğru cevap vereceğine Lat ve Uzza üzerine yemin eder misin?
Lat ve Uzza, Mekke halkının taptığı putlardan ikisinin adıydı. Bunları duyunca Peygamber Efendimizin yüz ifadesi birden değişir.
- Lat ve Uzza adına benden bir şey isteme. Onlardan nefret ettiğim kadar hiçbir şeyden nefret etmiyorum.
- Peki… Allah hakkı için soracaklarıma doğru cevap ver.
- Sor… İstediğini sor!
Sorularına aldığı her cevap Bahîra’yı hayretten hayrete düşürüyordu. Son Peygamber hakkında bildiği şeylerin hepsine uygun cevaplardı.
- Bir de sırtına bakabilir miyim, diye izin istedi bu kez.
Peygamber Efendimiz:
- Olur, dedi ve sırtını açtı.
Bahîra, Son Peygamberin işareti olan “Ben”i yani Peygamberlik mührünü gördü sırtında. Kitaplarda belirtilenin aynısıydı. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı. “İşte beklenen son Peygamber” diye haykırası geldi. Sonra, “Hayır, bu doğru olmaz” diyerek sustu. Haykırmaktan vazgeçti ama, kendi kendine: “Eminim ki bu genç, beklenen son Peygamberdir. Yanılmış olamam” dedi.
Sonra amcası Ebu Talib’i yanına çağırdı ve:
- Bu çocuk senin soyundan mıdır? diye sordu.
Ebu Talib:
- Oğlumdur, karşılığını verdi.
Bahîra itiraz etti:
- O, senin oğlun olamaz. Bu çocuğun babası hayatta olmamalı…
- Evet! Ben, O’nun amcasıyım. Ama oğlum kadar severim ve O’na hep “oğlum” derim.
- Babasına ne oldu?
- Annesi ona hamile iken vefat etti.
- Doğru söyledin. Onu hemen Mekke’ye geri götür. Yahudilerin ona zarar vermelerinden sakın. Vallahi onlar, yeğenini görecek olurlarsa, hemen tanırlar ve muhakkak ona zarar vermeye yeltenirler. Çünkü yeğeninde çok büyük bir hal ve şan var.
Bunun üzerine Ebu Talib, mallarını Busra’da sattı, Şam’a gitmekten vazgeçip Mekke’ye geri döndü.