Peygamber Efendimiz, Annesini Sever, Ona Yardım Ederdi

By | 14 Ağustos 2015

peygamber-efendimiz-annesini-sever-ona-yardim-ederdiHazret-i Âmine, henüz evliliklerinin ilk aylarında vefât eden sevgili kocasının acısını unutmuş değildi. Bu acıyı az da olsa hafifleten sadece biricik oğlu Muhammed’di (sav). Olanca sevgi ve şefkatiyle onu büyütmeye çalışıyordu. Bu ilgisiyle, O’na yetimliğin verdiği acıyı bir nebze olsa azaltmak istiyordu. Nur Yavrusu, mütevazı evinin ışığı, bereketi ve huzur kaynağı idi. O yaşında bile annesine yardım etmeden geri durmuyordu. Hele temizliğine annesi hayrandı. Yaşadığı yörede âdet olmadığı halde O (sav), besmele çekerek yemeye başlar, yemekten sonra da “Elhamdülillah (Allah’ım sana şükürler olsun)” diyerek Yüce Allah’a verdiği nimetlerden dolayı teşekkür ederdi. Çünkü, gerçek teşekkür Allah’a yapılandır.
Neden teşekkür etmeyelim ki? Bize en basit bir hediyeyi verene teşekkür etmeyi ihmal etmiyoruz. Ya Yüce Allah?
Bize hayatı veren O, varlıkların en şereflisi kılan O, yeryüzünü önümüze içinde bin bir çeşit nimetin bulunduğu bir sofra gibi seren O. Öyle ise teşekküre en layık olan da O olmalı değil mi?
Hem Rabbimiz bize der ki: “Eğer siz Bana şükrederseniz, Ben de size daha çok nimet veririm” Öyleyse bizler de Peygamber Efendimiz gibi her zaman ve her durumda Yüce Allah’ımıza teşekkür etmeliyiz.
Annesini çok severdi Peygamber Efendimiz. Hatta yalnız annesini değil, kendisine emeği geçen herkesi çok severdi ve onlara her zaman saygı gösterir, hürmetle anardı. Mesela, süt annesi Halime’yi her gördüğünde saygıyla “Anneciğim! Anneciğim!” der ve ona hediyeler verirdi. Yıllar sonra yine bir gün Hz. Halime Mekke’ye çıkıp gelmişti. Oldukça yaşlanmıştı. Peygamber Efendimiz de artık büyümüş ve Hazret- i Hatice ile evlenmişti. Hatice Hanım zengindi, bir o kadar da
cömert ve iyilikseverdi. Sevgili kocasının hatırına, sütannesini saygıyla ağırladı. Ona kırka yakın koyun ve epeyce gıda ve ihtiyaç maddesi verdi. Bunları taşıması ve binmesi için de bir deve hediye etti.
Yine O’na emeği en çok geçenlerden biri de amcası Ebu Talib’in hanımı Hz. Fatıma idi. Küçüklüğünde O’na çok güzel bakmış, korumuş, kollamış ve sevip şefkat etmişti. Peygamber Efendimiz bu yengesini de ömrü boyunca unutmadı. Hep saygıyla hal hatırını sorardı. Hatta Medine’de vefat ettiği gün o kadar üzüldü ki, “bugün annem vefat etti” deyip ağladı. Dahası, ona olan sevgi ve saygısından gömleğini ona kefen yaptı ve cenaze namazını da bizzat kıldırdı. Sonra da kabrine kadar gitti, kabrine indi ve bir süre içine uzandı. Kabirden çıktığında gözleri dolu doluydu.
- Ey Allah’ın Resûlü! dediler merakla. Biz, senin bu kadına yaptığını ilk defa görüyoruz!
Gözyaşları arasında:
- Amcam Ebu Talib’den sonra, bu kadıncağız kadar bana iyiliği dokunan başka biri olmamıştır. Ona, Cennet elbiselerinden giydirilsin diye gömleğimi kefen olarak giydirdim! Kabir hayatı, kendisine yumuşak ve kolay gelsin diye de kabirde yatacağı yere uzandım, buyurdu.
Ardından da duasını yaptı: “Allah, sana rahmet etsin, ey annem! Sen, annemden sonra annem oldun. Aç durur, beni doyururdun. Kendin giymez, beni giydirirdin. En iyi nimetlerden nefsini alıkoyar, bana tattırırdm. Bunu da ancak Allah rızasını ve ahiret yurdunu umarak yapardın. Allahım! Annem Esed kızı Fatıma’yı, af ve mağfiret eyle! Kabrini genişlet.”
Aslında Peygamber Efendimizin yüreği insan sevgisiyle doluydu ta çocuk yaşından beri. Sanki Yüce Allah, O’nu sevgiden yaratmıştı ve sevgiyle besliyordu hep.