İyilik Emredip Kötülükden Nehyetmenin Sünnetleri

By | 23 Ocak 2015

İyilik Emredip Kötülükden Nehyetmenin Sünnetleriİyilik Emredip Kötülükden Nehyetmenin Sünnetleri

“Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden kötülükten alı­koyan bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenle­rin ta kendileridir.” (Ali İmran 104)

“Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsi­niz. İyiliği emreder kötülükten vazgeçirirsiniz.” (Ali İmran 110)

“Mümin kadınlarla mümin erkekler birbirlerinin ve­lileridir. Bunlar iyiliği emreder kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar. Namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler, Al­lah’a ve Rasulüne de itaat ederler. İşte Allah bunlara rah­met edecektir.” (Tevbe 71)

İbn Abbas’dan -Allah ondan razı olsun- dedi ki: Rasulul­lah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “İnsanın Allah tarafından yapılmış her bir organı için bir salatta bulunmak gerekir. “Hazır bulunanlardan birisi: Bu senin bize Nebi ola­rak bildirdiklerinin en ağırıdır, dedi. Allah Rasulü şöyle bu­yurdu: “İyiliği emretmen, kötülükten alıkoyman senin için bir salattır (duadır). Gücü yetmeyen kimsenin yükünü taşıma­sına yardım etmen senin için bir salattır. Pis şeyleri yoldan uzaklaştırman bir salattır. Namaza gitmek için attığın her bir adımda bir salattır.” (İbn Huzeyme, Sahih 2/229)

Huzeyfe den -Allah ondan razı olsun- Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “İslam sekiz pay­dır, İslam’a teslimiyetle bağlanmak bir paydır, namaz bir paydır, zekat bir paydır, beyti haccetmek bir paydır, marufu emretmek bir paydır, münkerden alıkoymak bir paydır, Allah yolunda cihad bir paydır. Hiç bir payı olmayan hüsrana uğra­mış demektir.” (Müsned, Bezzar Keşful Esrar 1/170)

İYİ NİYETLİ VE SAMİMİ OLMAK

“Oysa kendilerine yalnızca Allah’a ibadet etmeleri, bütün içtenlikleriyle yalnız O’na iman ederek batıl olan her şeyden uzak durmaları, namazlarında dikkatli ve de­vamlı olmaları ve zekat vermeleri (mallarının bencillik kirinden arındırılması için karşılıksız harcamada bulun­maları) emrolunmuştu. İşte dosdoğru din de budur.” (Bey- yine 5)

“Fakat unutmayın ki, onların ne etleri Allah’a ulaşır, ne de kanları. Fakat O’na ulaşan, yalnızca sizin iyi niyet ve samimiyetinizdir. İşte bu amaçla onları sizin yararını­za sunuyoruz ki, O’nun sizi doğru yola iletmesine karşılık, O’nun şanını yüceltip tekbir getiresiniz için. (Ey Muham­medi) Öyleyse güzel davrananları müjdele’’ (Hacc 37)

De ki: Kalplerinizdekinigizleseniz de, açığa vursanız da Allah onu bilir. Zira O göklerde ve yerde olan her şeyi bilir. Allah’ın gücü her şeye yeter.” (Âl-i İmrân 29)

Mü’minlerin devlet reisi Ömer ibn Hattab -Allah ondan razı olsun- Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’i şöyle buyururken işittim, dedi: “Yapılan her türlü işler kişilerin ni­yetlerine göre değer bulur. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre bulur. Kimin niyeti Allah ve Rasûlü’nün rızasını kazanmak için İslâm’ı yaşayamadığı yerden yaşayabileceği yere göç etmekse onun hicreti Allah ve Rasûlü’nün rızasını kazanmak için olduğundan değerlendirmesi ona göre yapılıp sevabını ona göre alacaktır. Kim de elde edeceği bir dünyalık veya evleneceği bir kadına ulaşmak için hicret etmişse hicretinin karşılığı hicret ettiği şeye göre değerlendirilir.” (Buhârî, Bedü’l Vahy 1; Müslim,İmârât 155)

Mü’minlerin annesi Ümmü Abdullah diye künyelenen Hz. Aişe -Allah ondan razı olsun- den rivayete göre Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuşlardır: “Kıyamete doğru bir ordu Kabe’ye saldırmak üzere yola çıkacak, çıplak çöl gibi bir yere geldiklerinde hepsi birden yerin dibine ba­tırılacaklardır.” Aişe -Allah ondan razı olsun-; Ya Rasûlallah onların arasında kütü niyetli olmayanlar veya ticaret yap­mak için gelenler varken hepsi birden nasıl yerin dibine ba­tar? diye sordum. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Evet hepsi birden yerin dibine geçecektir. Ahirette de diriltilip niyetlerine göre hesaba çekileceklerdir.” (Buhârî, Büyu’ 49; Müslim, Fiten 4-8)

Hz. Aişe -Allah ondan razı olsun-’dan rivayet edildiğine göre peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyur­du: “Mekke fethinden sonra artık hicret etmek yoktur. Yal­nız cihad etmek ve cihad niyetinde olmak vardır. O halde Allah yolunda savaşa çağrıldığınızda hemen katılın.” (Buhârî, Menâkibü’l Ensâr 45; Müslim, Hacc 445)

Ebû Abdullah Cabir İbn Abdullah el Ensarî -Allah On­lardan razı olsun- şöyle demiştir: Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem’le birlikte bir savaşta beraberdik buyurdular ki: “Hasta olmaları yüzünden Medine’de kalıp savaşa katıla­mayan öyle kimseler var ki; siz bir yolda yürüdüğünüz ve bir vadiyi geçtiğinizde onlar niyetlerinden dolayı sizinle beraber gibidirler.” Başka bir rivayette ise: “Sevap kazanmakta onlar size ortak oldular.” şeklindedir. (Müslim, İmâra 159)

Yine Enes -Allah ondan razı olsun-’den rivayet edildiğine göre: Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ile Tebük sava­şından döndüğümüzde şöyle buyurdular: “Medine’de bizim arkamızda kalan öyle kimseler var ki; herhangi bir dağ yolu­nu veya bir vadiyi geçsek onlar da bizimle beraber sevap ka­zanırlar, onları özürleri alıkoymuştur.” (Buhârî, Meğâzî 81)

Ebû Yezîd Ma’n ibn Yezîd İbn Ahnes -Allah ondan razı olsun-’den rivayete göre -ki bu kimse babası ve dedesi hep­si sahabîdirler- şöyle demiştir: Babam Yezîd sadaka vermek üzere birkaç dînar çıkarmış ve mescidde oturan birinin yanı­na koymuştu. Ben de gelip onları alarak babama gelmiştim. Babam: Yemin olsun ki o paraları sen alasın diye bırakmadım deyince Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in yanma gide­rek durumu O’na arzettim. Bunun üzerine O meseleyi hallderek şöyle buyurdular: “Yezîd, sen niyetlendiğin sadaka se­vabını kazandın. Ey Ma’n, aldığın para da şenindir.” (Buhârî, Zekat 15.)

Cennetle müjdelenen on sahabiden biri olan Ebû İshâk Sa’d ibn Ebû Vakkâs -Allah ondan razı olsun- şöyle dedi: Veda haccı yılında çektiğim şiddetli bir hastalık dolayısıyle Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem ziyaretime geldi. Ben: Ya Rasûlallah hastalığımın ne kadar arttığını görüyorsun. Ben zengin bir kimseyim, bir kızımdan başka mirasçım da yok. Malımın üçte ikisini dağıtayım mı? dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Hayır, öyle yapma” dedi. Yarısı­nı dağıtayım mı? dedim. Yine “Hayır” dedi. Ya üçte birine ne dersin? deyince. “Üçte birini dağıtabilirsin, hatta o bile çok dedi. Mirasçılarını zengin bırakman onları muhtaç bırakıp ta insanlara el avuç açacak bir halde bırakmaktan hayırlıdır. Al­lah rızasını düşünerek yaptığın harcamalara; hatta eşinin ağ­zına koyduğun lokmaya kadar yaptığın tüm harcamalardan mutlaka sevap kazanırsın.” buyurdular. Bunun üzerine ben: Ya Rasûlallah siz ve arkadaşlarım Mekke’den Medine’ye hic­ret ederlerken ben burada kalıp ölecek miyim? diye sordum, cevaben: “Hayır sen burada kalmayacaksın. Allah rızası için güzel işler yaparak dereceni yükselteceksin. Allah’tan öyle umarım ki daha çok yaşayacak, mü’minlere fayda, kafirlere de zarar vereceksin. Ya Rabbî ashabımın hicretini tamamla ve onları gerisin geriye çevirme. Acınacak durumda olan Sa’d ibn Havle’dir” buyurdu. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Sa’d ibn Havle’nin Mekke’de ölmesine üzülüyordu. (Buhârî, Cenâiz 36. Müslim, Vesâyâ)

Ebû Hüreyre -Allah ondan razı olsun-’den rivayet edildi­ğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyur­du: “Allah sizin bedenlerinize ve yüzlerinize değil kalplerini­ze bakar. (Müslim, Birr 33. İbni Mâce, Zühd 9.)

Ebû Mûsâ Abdullah ibn Kays el Eşarî -Allah ondan razı olsun- şöyle dedi:

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e, biri cesaretini göstermek diğeri milletini korumak öteki ise kendisine yiğit adam dedirtmek için savaşan kimselerden hangisi Allah yo­lundadır? diye soruldu da Rasûlullah sallallahu aleyhi vesel­lem şu cevabı verdi: “Kim İslâmiyet (tevhid kelimesi) daha yüce olsun diye savaşıyorsa, o Allah yolundadır (yani şehid ona denir).” (Buhâri, İlim 45; Müslim, İmâra 150.)

Ebû Bekre Nüfey’ ibn Hâris es Sakafî -Allah ondan razı olsun-’den rivayet edildiğine göre peygamberimiz sallalla­hu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “İki müslüman birbirine kılıç çektiğinde öldüren de ölen de cehennemdedir.” Bunun üzerine ben: Ey Allah’ın Rasûl’ü öldürenin durumu belli ama ölen niçin cehennemdedir? diye sordum. Peygamber sallal­lahu aleyhi vesellem efendimiz buyurdular ki: “Çünkü o da arkadaşını öldürmek istiyordu.” (Buhâri, İman 22. Müslim, Kasâme 33)

Ebû Hüreyre -Allah ondan razı olsun-’den rivayet edildi­ğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “Kişinin, cemaatle kıldığı namaz çarşıda, işyerinde ve evinde kıldığı namazdan yirmi bu kadar derece üstündür. Şöyle ki; bir kimse güzelce abdest alır, sadece namaz kılmak niyetiy­le camiye gelirse, camiye girinceye kadar attığı her adımla o kimsenin derecesi yükselir ve bir günahı bağışlanır. Camiye girince de namaz için kaldığı sürece namaz kılıyormuş gibi sevap kazanır. Namaz kıldığı yerde kaldıkça kimseye (sözlü veya fiili) eziyet etmediği ve abdestini bozmadığı ve dünyevî sözler konuşmadığı sürece melekler ona şöyle dua ederler: Allah’ım sen ona rahmet et, acı, Allah’ım sen onu bağışla, af­fet. Allah’ım sen onun tevbesini kabul et.” (Buhâri, Salât 87. Müslim, Taharât 12)

Ebul Abbâs Abdullah ibn Abbas ibn Abdülmuttalib (Al­lah Onlardan razı olsun)’dan nakledildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem bir kutsi hadisde: “Allah iyilik ve kötülükleri takdir edip yazdıktan sonra bunların durumunu şöyle açıkladı; bir kimse iyilik yapmaya niyetlenir de yapmaz­sa, Allah buna yapılmış tam bir iyilik olarak sevap yazar, eğer o kimse hem niyetlenir hem de o iyiliği yaparsa ona on iyilik sevabı yazar ve bu sevabı yedi yüze ve daha fazlasına kadar çıkarır, kim bir kötülük yapmaya niyetlenir de sonra vazge­çerse Allah onun için tam bir iyilik sevabı yazar, eğer kötü işe niyetlenir ve onu yaparsa Allah o kimse için bir günah yazar.” (Buhârî, Rikâk 31. Müslim, İman 257)

Ebû Abdurrahmân Abdullah ibn Ömer ibni’l Hattâb -Allah Onlardan razı olsun-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyururken işittim demiştir: “Sizden önceki yaşayanlardan üç kişi bir yolculuğa çıktılar, geceyi geçirmek için bir mağaraya sığındılar, dağdan kopan bir kaya mağaranın ağzını kapattı, bunun üzerine birbirleri­ne şöyle dediler: “İyi amellerinizle dua etmekten başka sizi bu kaya parçasından hiçbirşey kurtaramaz.”

İçlerinden birisi, .’Allah’ım benim çok yaşlı annem ve ba­bam vardı; onlardan önce ne çocuklarıma ne de hizmetçile­rime akşam sütünü içirmezdim. Birgün uzak bir yere odun toplamaya gitmiştim, onlar uyuyuncaya kadar dönemedim, akşam sütlerini sağıp yanlarına gelince onları uyur halde buldum, onları uyandırmayı ve onlardan önce ev halkının birşey yeyip içmesini uygun görmedim, süt kabı elimde oldu­ğu halde onların uyanmalarını bekledim, nihayet şafak söktü, çocuklar açlıktan sızlanıyorlardı, derken annem babam da uyandılar ve akşam sütlerini içtiler.

Allah’ım eğer bu işi senin rızanı kazanmak için yapmış­sam bu kaya sıkıntısını bizden uzaklaştır’, diye yalvardı, kaya biraz aralandı, fakat çıkılacak gibi değildi.

İkinci kimse şöyle dedi: ‘Allah’ım amcamın bir kızı var­dı, onu herkesten çok seviyordum (başka bir rivayete göre bir erkek bir kadını ne kadar severse ben de onu o kadar seviyordum). Ona sahip olmak istedim, o kabul etmedi, bir kıtlık yılı amcamın kızı çıkıp geldi, kendisini bana teslim et­mek şartıyla ona yüz yirmi altın verdim, kabul etti, ona sahip olacacağım zaman (diğer bir rivayete göre cinsi muameleye başlamak üzereyken) dedi ki: “Allah’tan kork, haksız olarak bekarlık mührümü bozma” ben de Allah’tan korkarak bu çok sevdiğim kadından uzaklaştım.

Verdiğim altınları da ona bıraktım. Allah’ım eğer ben bu işi senin rızanı kazanmak için yapmışsam, bu belayı üzeri­mizden gider’ diye yalvardı. Kaya biraz daha açıldı fakat çı­kılacak gibi değildi.

Üçüncüleri de: ‘Allah’ım vaktiyle birçok işçi tuttum, üc­retini almadan giden biri dışında hepsinin ücretini verdim, ücretini almadan giden işçinin ücretini çalıştırdım, bu ücret­ten pek çok mal oldu. Birgün bu adam çıkageldi ve bana “Ey Allah’ın kulu ücretimi ver” dedi. Ben de ona: ‘Şu gördüğün develer, koyunlar ve köleler senin ücretinden meydana gel­miştir’ dedim. ‘Ey Allah’ın kulu benimle alay etme’ deyince, ‘Seninle alay etmiyorum diye cevap verdim.’ Bunun üzerine o; malların hepsini sürüp götürdü, hiçbir şey bırakmadı. ‘Rabbim eğer bu işi sırf senin rızanı kazanmak için yapmışsam, içinde bulunduğumuz sıkıntıdan bizi kurtar’ diye yalvardı, mağaranın ağzını kapatan kaya iyice açıldı onlar da çıkıp git­tiler. (Buhârî, Büyu’ 98. Müslim, Zikir 100)