Hz. Peygamber (sav)’ın, Aile Hayatı

By | 6 Haziran 2015

hz-peygamber-savin-aile-hayati    İslâm’dan önce kadınların birçok insani haktan mahrum bulunduğu ve eşya gibi kullanıldığı bilinmektedir. İslâm; kadım yüceltmiş, özelliklerine bağlı farklar dışında erkeğe eşit kılmış, aile ve toplum hayatı içinde yerini almasını sağlamıştır. Kadın, istemediği bir kimseyle zorla evlendirilemez. Gerektiğinde camiye giderek ibadet eder, öğrenim görür. Evin geçimi kocaya ve erkek yakınlarına ait olduğundan geçim tasası yoktur. Ev işlerini gücü yettiği kadar yapar. Mirasta erkek kardeşinin aldığının yansı kadar pay alır; fakat kendisi askerlikle yükümlü olmadığı, evin ve çocuklarının masraflarına katılmadığı için aldığı pay ona kalır, netice itibariyle erkek kardeşinin aldığına eşit hale gelir; seçme ve danışmaya katılma hakkı vardır, toplum içinde kendi özellikleriyle bağdaşacak görevler alabilir.
Elz. Peygamber (sav), bütün evlilik hayatı boyunca eşlerinden birine bir fiske bile vurmamış, hakaret etmemiştir. Onlara yalnızca sevgi ve saygı göstermiş, ev işlerinde gerektiğinde yardım etmiş, müslümanlara kadınlara iyi davranmalarını, onları kendi akıllarınca düzeltmeye çalışmamalarını, maddî ve manevî ihtiyaçlarını temin etmelerini tavsiye etmiştir.

İslâm’da boşama hakkı prensip olarak erkekte bulunmakla beraber; geçimsizlik, erkeğin yetersizliği, bazı hastalıklar, kocanın kaybolması ve benzeri sebeplerle hakim veya hakeme müracaat etmek suretiyle kadına da evlilik hayatını sona erdirme hakkı verilmiştir.

Allah Teala (cc), Kur’an-ı Kerim’de, Hz. Peygamber (sav)’i her hususta bize en güzel örnek olarak tanıtıyor. Biz pek çok sahada iyi ve güzel örneğe muhtaç isek de, ailevî hayatta çok daha muhtacız. Çünkü ferdî hayatımız da, toplumsal hayatımız da ona bağlıdır, insan ailenin bir ferdi, aile de toplumun bir bölümüdür. Öyleyse, bireysel ve toplumsal birçok meselemiz doğrudan veya dolaylı olarak aileye bağlıdır.
Ailenin ahenk ve huzuru, aileyi meydana getiren fertler arasındaki karşılıklı hak ve vazifelerin ifasına bağlıdır. Ailede kadının rolü ayrı, erkeğin rolü ayrıdır. Çocuklar ise anne-babaya tabidir.

Kur’an’ın emrettiği üzere Hz. Peygamber (sav), evlenirken hanımlarına vermesi gereken mehri ihmal etmemiş, hepsine de o zamanın örfüne göre mehrini vermiştir.
Hanımların günlük ihtiyaçlarını gidermede cimrilik yapılmaması gerektiğini talim eden Resûlullah (sav)’ın, eşlerine karşı cömert davrandığı bilinmektedir. Kendisine müracaat ederek kocasının kendisine ve çocuklarına cimri davrandığını, bu yüzden gıyabında onun malından alıp-alamayacağını soran Ebu Süf- yan’ın karısı Plinde, “Onun malından, kendin ve çocukların için maruf üzere alabilirsin” buyurmuştur.
Resûlullah (sav)’m, aile reisi olarak önem verdiği hususlardan biri de, aile fertleriyle, hanımlarıyla sohbet etmekti. Bunu ihmal etmezdi.
Hz. Peygamber (sav), bütün hanımlarıyla tek tek ilgilenir, onları her gün ziyaret eder, hal ve hatırlarını sorar, onlarla yeri geldiği zaman şaka da ederdi.

Rasul-i Ekrem Efendimiz (sav)’in günlük hayatı genellikle şöyle geçerdi:

Sabah namazını kıldıktan sonra seccadenin üzerine uzanır, güneş doğuncaya kadar istirahat eder, sonra uzaktan-yakından kendisini görmeye gelenleri kabul etmeye başlardı. Gelenler halka şeklinde etrafında toplanırlardı. O, çevresindekilere vaaz eder, öğütler verir, sorularını cevaplandırırdı. Mesciddeki bu oturumlarda herşey konuşulurdu. Sosyal, ekonomik, siyasî meseleler müzakere edilir, ganimet ve zekât dağıtılır, gelir ve gider durumu görüşülürdü.
Bu durum, genellikle kuşluk vaktine kadar sürerdi. Kuşluk vakti gelince, Peygamber Efendimiz (sav) dört veya sekiz rekât kuşluk namazı kılar, sonra evine gelir, ev işleriyle meşgul olur, hayvanlarını sağardı.
İkindi namazından sonra eşlerini teker teker ziyaret eder, hal ve hatırlarını sorar, gecesini ise sırayla birinin yanında geçirirdi.
Peygamber Efendimiz (sav)’in evi, Mescid-i Nebevi’nin etrafına yapılmış ve her birini bir eşine tahsis ettiği, kerpiçten yapılmış, üstü hurma dallarıyla örtülmüş basit odacıklardan ibaretti. Geceyi geçireceği odaya diğer eşleri de gelir, Peygamber Efendimiz (sav) yatsı namazından gelinceye kadar aralarında görüşüp konuşurlardı. O namazdan dönünce herbiıi kendi odasına çekilirdi. Hz. Peygamber (sav) yatsı namazından sonra genellikle oturup konuşmaz, vakit geçirmezdi. Yatmadan önce bir miktar Kuran okur ve dua ederdi. Yatağı, deriden yahut hasırdan yahut da içi hurma lifiyle doldurulmuş basit bir yataktan ibaretti.
Gecenin yarısı, yahut üçte ikisi geçince uyanır, abdest alarak -ömrü boyunca devam ettiği üzere- gece namazını kılardı. Bu namaz onbir rekâttı. O’na mahsus olmak üzere vacib idi. Uzun zaman ayakta durduğu için ayaklarının şiştiği olurdu. Gece namazını eda edince bir süre daha yatağında uyur, sonra Bilal (ra) sabah ezanını okurken uyanır, abdest alır, sabah namazının sünnetini odasında kılar ve cemaatle farzı eda etmek üzere mescide gidereli.

İnsan! duygularla, siyasî ve sosyal sebeplerle hayatını birleştirdiği eşleri, onun sade hayatına ayak uydurmak durumunda idiler. Bu sebeple bazen hayatlarından şikâyetçi olurlardı.

Bazen de her insan ve her kadın gibi birbirlerini kıskanırlardı. Fakat Hz. Peygamber (sav) bir gün bile onlardan şikâyetçi olmamış ve kendilerine karşı sertlik göstermemiştir.

Peygamber Efendimiz (sav)’in eşleri arasında meydana gelen sürtüşmeler kalıcı olmazdı. Peygamber Efendimiz (sav) sayesinde gönülleri, kısa zamanda kötü duygulara galip gelir, dostlukları avdet ederdi.
Hz. Aişe (r.anh), sevgili eşine karşı beslediği aşırı muhabbet sebebiyle kıskançlık duygusuna kapılır, bazen bunu yenemeyerek sert çıkışlar yapardı.
Hz. Aişe (r.anh) validemiz anlatıyor:
Bir gece, Resûlullalı (sav) ile birlikte iken, öteki hanımlarından birinin yanına mı gitti diye vesveseye düşüp elimle (yatakta olup olmadığını anlamak için) araştırdım, elim saçlarına dokundu. Durumu anlayan Resûlullah (sav) “Sana yine şeytanın gelmiş olmalı” dedi.
Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, bunlar kalıcı olmaz, aralarında kısa zamanda tekrar dostluk kurulurdu.
Hz. Aişe (r.anh)’nin anlattığına göre, bir gün Resûlullah (sav) için bulamaç pişirir. Yanlarında Şevde (r.anh) validemiz de bulunmaktadır. Hz. Aişe (r.anh), Şevde (r.anh) validemize “Buyur, sen de ye!” der. Fakat o yemez. Bunun üzerine Hz. Aişe (r.anh) “Eğer yemezsen yüzüne bulamaç süreceğim” der. Şevde (r.anh) validemiz yememekte ısrar edince de bulamaçtan alır, Şevde (r.anlı)’nin yüzüne sürer. Ortaya çıkan manzara karşısında Hz. Peygamber (sav) güler ve elini Şevde (r.anh)’nin omuzuna koyarak; “Ne duruyorsun, sen de onun yüzüne sür!” der. Şevde (r.anh) de Aişe (r.anh) nin yüzüne sürer. Resulullah ona da güler.

Hz. Peygamber (sav), eşlerine çok önem verirdi. Bunu da ilgisiyle, söz ve davranışlarıyla gösterir, onları memnun ederdi. Eşlerinin yakınlarına da ilgi gösterir, iltifat ederdi.
Ci’rane’de bulunduğu sırada; sütbabası, sütannesi ve sütkardeşleriyle karşılaşan Hz. Peygamber (sav), onlara fevkalâde iltifatlarda bulunmuş, üzerindeki elbiselerini onlara ikram olarak yaygı yapıp onları üzerine oturtmuştur.
Resûlullah (sav), herkese olduğu gibi hanımlarına da son derece nezaketli davranır, onların hatalarını hoşgörüyle karşılar, ashabına da aynı şeyi tavsiye ederdi.
Bu hususta Hz. Peygamber (sav)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir:
“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır.”
Kadınlara hakaret etmemeyi, onları dövmemeyi emretmiştir.
Hz. Aişe (r.anh), Resûlullah (sav)’m, eşlerinden ve hizmetçilerinden hiçbirine vurmadığını bildirmektedir.
Hz. Peygamber (sav) bu hususta ashabını uyararak şöyle buyurmuştur:
“Kadınlarınızı nasıl hayvan döver gibi dövüyor, sonra da akşam olunca utanmadan beraberce yatıyorsunuz?”
Hz. Peygamber (sav), bütün kadınlarda rastlanması tabii olan kıskançlık, dikkafalılık, çekememezlik gibi çeşitli can sıkıcı davranışlara kendi hanımlarında rastlayınca, hep sabırla ve tatlılıkla mukabele etmiş, ne dayağa ne kırıcı söze asla başvurmamıştır. Bunun en güzel örneği, i’la hadisesine sebep olan menfi davranışlardır.

Hz. Peygamber (sav)’in hanımlarının Resûlullah (sav)’ı nasıl üzdüklerini, Hz. Peygamber (sav)’in ise onlara karşı nasıl davrandığını göstermesi açısından Hz. Ömer (ra)’in anlattıklarını dinleyelim:

Ensar’dan bir komşum vardı. Resûlullah’ın yanma onunla nöbetleşe giderdik. Bir gün o gider, vahiy ve diğer haberleri bana getirirdi. Ertesi gün de ben gider, günlük haberleri ona getirirdim. Derken bir gün o komşum bana gelip hızlı hızlı kapıya vurdu. Hemen çıktım. Telaşla şöyle dedi:
- Önemli bir hadise var.
- Gassanîler mı saldırdı?
- Daha büyük, Resûlullah hanımlarını boşamış.
Ben içimden ‘Eyvah! Hafsa hüsrana düştü, zaten bunu bekliyordum’ dedim. Kalkıp (kızım) Hafsa’nın yanma gittim. Ağlıyordu!’
Hz. Ömer (ra), Resûlullalı’ın diğer hanımlarında ve mesciddeki cemaatte umumi bir üzüntü ve keder havası görür. Resûlullah (sav)’ın huzuruna çıkmak ister, önce kabul edilmez. Sonra huzura girer ve Hz. Peygamber (sav)’in hanımlarını boşamadığını öğrenince, onu neşelendirmek için şöyle der:
- Ey Allah’ın Rasulü! Bizi bilirsin, biz Kuıeyşliler kadınlara hakim kimselerdik. Sonra Medine’ye geldik, burada kadınların erkeklere hakim olduğunu gördük. Bizim kadınlar da onlardan huy kaptı. Bir gün hanımıma kızmıştım, bana mırıldanıp karşılık vermez mi! Sonra da bana; “Resûlullah’m hanımları da ona karşılık veriyorlar. Hatta bununla da yetinmiyorlar, küsüp gün boyu Resûlullah’ı terk ediyorlar” dedi. Hafsa’ya “Sen de mi Resûlullah’a karşılık veriyor, mırıldanıyorsun?” dedim. “Evet, hiçbirimiz o gün geceye kadar yanına uğramayız” dedi. Ben de “Sizden kim böyle yaparsa hüsrana uğrar. Hanginiz, Resûlullah’ı üzdüğünüz için Allah’ın gazabına uğramayacağından eminsiniz? Alimallah bir anda helak olursunuz” dedim.

Bunun üzerine Resûlullah (sav) gülümsedi.

Hz. Ömer (ra) şöyle devam ediyor: “Hafsaya dedim ki: Sakın Resûlullah’a karşılık verip mırıldanma ve ondan bir kısım taleblerde bulunma! Bir şey gerekirse bana söyle. Sakın diğer hanımlarından bazılarının Resûlullah’a senden daha sevgili olması seni yanlış davranmaya sevk etmesin”.
Resûlullah (sav) yine tebessüm eder. Hz. Ömer (ra) böylece Resûlullah (sav)’ı neşelendirdikten sonra, onun huzurundan çıkarak koşup merakla bekleyen müslünıanlara, Resûlullah (sav)’ın hanımlarını boşamadığı müjdesini verir,
Numan bin Beşir şöyle anlatıyor:
Bir gün Ebu Bekir (ra), Resûlullah (sav)’m kapısını çalmıştı. İçeride Aişe (r.anh)’nin sesini yükselttiğini işitti. İçeri girdiğinde kızı Aişe (r.anh)’yi, Resûlullah (sav)’a karşı çirkin davranışından ötürü tokatlamak istedi. Fakat Hz. Peygamber (sav) araya girerek mani oldu. Ebu Bekir (ra), öfkeli olarak çıktı. Ebu Bekir (ra) çıkınca Resûlullah (sav), Aişe (r.anh)’ye şöyle dedi:
- “Gördün mü, seni adamın elinden nasıl kurtardım?”
Birkaç gün sonra tekrar gelen Ebu Bekir (ra), onları neşe içinde görünce, “Beni kavganıza dahil ettiğiniz gibi, neşenize de dahil edin” der. Resûlullah (sav) da “Ettik” diye karşılık verir.
Hz. Peygamber (sav), kendi işlerini genellikle kendisi yapardı. Ayrıca da hanımlarına ev işlerinde yardım ederdi. Resûlullah (sav)’m evde ne yaptığı konusunda Hz. Aişe (r.anh)’ye sorulan bir suale o, “Siz erkeklerin evinizde yaptığı her çeşit işi” diye cevap vermiştir.
Hz. Peygamber (sav) çocukları da çok sever ve onlarla yakından ilgilenirdi. Çocukları omuzuna alıp taşırdı. Namazda secdeye gittiğinde sırtına binen torunları, kendiliğinden ininceye kadar secdeyi uzatırdı. Hatta torunlarını omuzlarına alıp öylece namaz kıldığı, rükû ve secdeye giderken çocuğu bırakıp, kıyama kalktığında tekrar omuzuna aldığı rivayet edilmektedir. Hz. Peygamber (sav) çocuklarla şakalaşırdı. Torunlarıyla çeşitli oyunlar oynar onları eğlendirirdi. Hasan (ra) ile Hüseyin (ra)’i bazen omuzlarına bindirir gezdirir, bazen de sırtına bindirip öyle gezdirir, bazen de göğsüne çıkarırdı.
Hz. Peygamber (sav), her haliyle müslümanlann örnek alacağı kimse idi.