Doğum Kontrolüne Duyulan Tepki

By | 30 Nisan 2015

dogum-kontrolune-duyulan-tepki    Doğum kontrolünün ortaya çıkardığı sonuçlar karşısında Batılı düşünürler endişe ve üzüntüye kapılarak kendi toplumlarını uyarmışlardır. Doğum kontrolüne karşı birtakım hareketler ortaya çıkmış ve yavaş yavaş toplumları üzerinde etkili olmaya başlamışlardır.
Dr. Alexis Carrel, İnsan Bu Meçhul adlı eserinde şöyle diyor:
“Şurası bir gerçektir ki günümüze kadar insanlar, doğumun bir kadın için ne kadar önemli bir vazife olduğunu anlayacak kadar fikir olgunluğuna hâlâ ulaşmış değiller. Kadının, bu vazifeyi yerine getinneksizin olgunlaşması imkânsızdır. Onları doğum yapmaktan alıkoymak, çocuk bakımını bir yük zannetmek öyle büyük bir ahmaklıktır ki hiçbir akıl sahibi böyle bir serseriliğe yeltenmez.” Dr. Alexis Carrel’in, İnsan Bu Meçhul eserindeki şu görüşlere dikkat ediniz: “Denilebilir ki dişiler, en azından memeli hayvanlarda, ancak bir veya birkaç gebelikten sonra tam bir gelişme gösterirler. Çocuğu olmayan kadınlar, daha az dengeli ve ötekilere nazaran daha sinirlidirler. Doğum fonksiyonunun kadın üzerindeki önemi, genel olarak pek bilinmez. Bu fonksiyon, onun tam gelişmesi için zaruridir, işte bundan dolayı da kadının ana olmasını önlemek saçmadır. Genç kızlara, erkeklere verilen fikrî formasyonun, hayat tarzının ve idealin aynısı verilmemelidir. Terbiyeciler, erkek ve kızların organik ve dimağı farklarını, bunların tabii rolünü dikkate almalıdırlar. İki cins arasında değişmez ayrılıklar vardır. Medenî dünyanın kuruluşunda bunu hesaba katmak şarttır.
Kadınların erken yaşta, gençken evlenip anne olmaları gerekir. Böylece çocuklarından zaman mesafesi ile ayrılmazlar. Bu mesafeyi, ne kadar çok olursa olsun sevgi bile dolduramaz.
Çocuklara verilen terbiyenin daima dikkatli bir yönü olmalıdır. Bu yön, çocuğa ancak anne ve baba tarafından verilebilir. Yalnız anne-babalar, özellikle anne; çocuğun yönelimini, terbiyenin gayesini teşkil eden fizyolojik ve zihnî özellikleri belirmeye başladıkları andan itibaren müşahade eder. Modern toplum, en küçük yaştan itibaren aile terbiyesi yerine okul terbiyesini vermekle çok ciddi bir hata işlemiştir. Buna, kadınların ihaneti yüzünden mecbur olmuştur. Çünkü kadınlar, kendi meslekleriyle, ihtiraslarıyla, cinsel zevk ve eğlenceleriyle, edebî ve artistik fantezileriyle meşgul olmak ya da sadece briç oynamak, sinemaya gitmek, telaşlı bir tembellik içinde vakit geçirmek için çocuklarını, çocuk bahçelerine, çocuk yuvalarına terk ediyorlar. Böylece çocuğun yetişkinlerle birlikte büyüdüğü ve onlardan çok şey öğrendiği aile ocağının sönmesine sebep olmuşlardır. Köpek bakım yerlerinde kendi yaşlarında hayvanlarla büyüyen köpek yavruları, anneleriyle serbestçe dolaşarak büyüyen köpek yavrularından daha az gelişiyorlar. Diğer çocukların kalabalığı arasında kaybolan çocuklarla, zeki yetişkinler arasında büyüyen çocuklar için de durum aynıdır. Çocuk; fizyolojik, hissî ve zihnî faaliyetlerini muhitinin faaliyetlerine kolayca uydurur. Bundan dolayı, kendi akranı olan çocuklardan az şey alır. Bir okulda sadece bir birim haline getirildiği zaman iyi gelişmez. Fert, ilerlemek için nisbî bir yalnızlık ve küçük aile ocağının dikkatini ister.
insan ve fert kavramlarının karışıklığından doğan diğer bir hata da demokratik eşitliktir. Demokratik eşitlik denen bu dogma, vücut ve şuur yapısını hesaba katmıyor. Konkre bir vakıa olan ferde uymuyor. Elbette insanlar eşittirler. Fakat fertler eşit değildirler. Kadın ile erkek cinsi de eşit değildir. Bütün bu eşitsizlikleri bilmemek çok tehlikelidir. Ferdin gerilemesinden, geniş ölçüde sorumlu olan eşitlik masalı, sembol aşkı, konkre vakıanın ihmalidir. Aşağı olanları yükseltmek mümkün olmadığı için, insanlar arasında eşitliği meydana getirmenin tek çaresi, onların tümünü en aşağı seviyeye indirmek idi. Böylece şahsiyetin kuvveti kayboldu.
İşte bu esasları bilmemek, feminizmin öncülerini iki cinsin aynı terbiye, aynı meşgale, aynı yetki ve sorumlulukları alabilecekleri inancına sevk etmiştir. Gerçekte kadın, erkekten önemli derecede farklıdır. Kadının vücudundaki hücrelerin herbiri, kendi cinsinin izlerini taşır. Organik ve özellikle sinir sistemleri için de durum aynıdır. Fizyolojik kanunlar da yıldızlar âleminin kanunları kadar sert ve merhametsizdirler. Onların yerine İnsanî arzuları koymak imkânsızdır. Onları oldukları gibi kabul etmek zorundayız. Kadınlar, kabiliyetlerini kendi tabiatları istikametinde geliştirmeli, erkekleri taklit etmeye kalkmamalıdırlar. Medeniyetin ilerlemesinde kadınların rolü, erkeklerin rolünden daha yüksektir. Bu rolü terketmemeleri gerekir.
Evlenme, muhakkak geçici bir birleşme olmaktan kurtarılmalıdır. Erkekle kadının beraberliği. b’<~ olmazsa çocukların himayeye muhtaç olmayacakları bir zamana kadar devam etmelidir. Terbiyeye, özellikle de genç kızların terbiyesine çok dikkat edilmelidir. Evlenmeye, boşanmaya ait kanunlar, gelecek neslin menfaatini gözetmelidir. Kadınlar; doktor, avukat yahut profesör olmak için değil, kendi çocuklarını üstün vasıflı insanlar olarak yetiştirmek için yüksek bir terbiye almalıdırlar. Okul, anne-babanın verdiği ferdî terbiyenin yerini tutamaz. Terbiye konusunda anne ve babanın, vazgeçemeyecekleri bir fonksiyonu vardır ve buna hazırlanmaları gerekir.”