Author Archives: Musa Furkan

Teneffüs ve İstirahata Dair

Teneffüs ve İstirahata DairTeneffüs ve İstirahata Dair

Ona göre;

  •  Çocuklar teneffüslerde mektep çevresinde yürüyüş gi­bi sıhhate medar olacak bazı uygun eğlencelerle oya­lanır, meşgul edilir. Mektebin çevresi (bahçesi) olma­sa bile dershanede çocukların dinlenmeleri gerekir. Fa­kat dershanede ayak oyunları oynanmaz. Bunun yeri­ne ilahi talimi hesap ve hikmete dair bazı faydalı me­selelerle vakit geçilir.
  •  Adaba mugayir (aykırı), sıhhate ters olan her türlü oyunlardan çocuk men edilir. Teneffüs esnasında hali­fe ve sınıf başkanı çocuklarla beraber bulunurlar. Sınıf başkanı kendi şubelerine, halife de bütün çocuklara ne­zaret ederler.
  •  Çocuklardan biri yolsuz bir harekette bulunduğu, zaman halife hemen onu kenara çekip tenbihatta bulunur. Te­neffüs esnasında türkü söylemek ve münasebetsiz bir şekilde bağırıp çağırmaktan çocuk men edilir. Mektebin bina, mefruşat ve mevzuatına zarar gelecek oyunların tamamı yasaktır.

Çocuk Özellik ve Etkinlikleri

Çocuk Özellik ve EtkinlikleriÇocuk Özellik ve Etkinlikleri

Ders içi ve Ders Dışı

  •  Mektebe kayıt olan çocuklardan birinde uyuz ve çiçek gibi bulaşıcı hastalıklardan birisi görülürse durum aile­sine haber verilerek iyi oluncaya kadar o çocuk okul­dan uzaklaştınlır. Çocuklardan birinde keyifsizlik belir­tisi görülürse derhal “hanesine (evine)” gönderilip, ai­lesine bilgi verilir.
  •  Çocuklar, ders programında gösterilen vakitlerde mek­tebe gelip, sınıfa girdikleri zaman edeplice yerlerine otu­racaklardır. Dersler başlamadan önce yoklama yapıla­cak mevcut olmayanlar, deftere işaretlenmelidir. Dersler başladıktan sonra çocuk gürültü etmeyip, herkes kendi ders ve yazısıyla meşgul olacaktır. Derslerin başlama­sından sonra özürsüz tam iki saat sonra gelen çocuk o gün mektebe kabul olunmayacaktır.
  •  Çocuklar derslerine çalışırken diğerlerinin ders müzake­relerini ihlal edecek şekilde bağırarak okumalan engel­lenir. Şubelerden birisi hoca veya halife okutmak üzere huzumna çağırdığı zaman, çocuklar sırasıyla birbiri ar­kasına dizilerek gidip yerlerine dönüşlerinde dahi bu şe­kilde hareket ederler.
  •  Çocuklardan birisi “hasbel icab” (zorunlu olarak) dışan çıkacak olursa müzakerecisinden izin alarak gider. Bir şubeden iki ve üç çocuğa birlikte izin verilmez.
  • Çocuklardan biri diğerine şikayet veyahut dersçe olan şikayetlerini çözmek için oturduklan sıralardan bağırarak muallim ve halifeye ifade-i hal etmeyip, bunların huzurlarına gelerek meramlannı söyleyeceklerdir.
  • Ço­cuklardan birinin diğeri hakkında şikayeti olduğu veya­hut dersçe bir problemi bulunduğu zaman evvela mü­zakereciye söyleyip, o gerekirse hoca ve halifeye baş­vurur.
  • Okula muhterem bir kimse geldiği zaman, hoca tara­fından yapılan işaret üzerine çocuklar ayağa kalkarak, edeplice selama durup, kendilerine işaret emri olmadık­ça oturmazlar.
  • Ellerini, yüzlerini, elbise ve kitaplannı daima temiz tu­tup, oturdukları yerleri kirletmeyeceklerdir.
  • Çocuklar birbirlerine edepsiz bir söz söylemeyip, daima iyi davranışlarda bulunacak ve birbirlerini “karındaş” (kardeş) gibi sevecektir.
  • Bir çocuk kendisinin malı olmayan eşyayı alıp evine gö­türmeyecek, meydanda bir şey bulunduğu zaman hoca­ya teslim edecektir.
  • Çocuklar arkadaşlarından hiç birini, özellikle fakir ve sa­kat olanlan taklit ve istihza (alay) etmeyecektir.
  • Anne, baba ve yakınlanna hürmet ve itaat, toplumda kendinden büyük olanlara hizmete riayet edecektir. Bir çocuk akrabası tarafından çağrıldığı zaman hoca ve ha­lifeden izin almadıkça görüşemez.
  • Mektebe bir çocuk başladığı veya mektepçe bir yere gi­dildiği zaman her şube çocuklan ikişer ikişer tertip olu­nup, müzakerecileri yanında olarak asker gibi intizamlı giderler.
  • Okulca çocuklar bir yere giderken dışandan biriyle ko­nuşmak veyahut çarşıdan bir şey alıp sokakta yiyerek
  • gitmek yasaklanır. Çocuklardan biri geçerli mazereti ne­deniyle okula gelemeyecek olursa velisi tarafından du­rum hocaya haber verilerek izin alınır. Bir çocuk izinsiz birkaç gün okula gelmezse hoca tarafından durum veli­sine bildirilir, devamsızlığın sebebi sorulur. Geçerli özrü olmaksızın on-on beş gün okulu terk eden çocuğun ve­lilerine bilgi verilerek kayıtlan silinir.

Selim Sabit Efendi adı geçen eserinde “Şakirdan (çocuklar) ’a dair” alt başlıkta yukanda da ifade edildiği üzere eğitim siste­minde, özellikle sıbyan mekteplerinde idari yapılanma yeterin­ce oluşmadığı için hoca aynı zamanda idari işleri de yürütmek zorunda olduğundan öncelikle kayıt işleri, sağlık v.s. gibi, ida­ri işlerle ilgili kurallara dikkat çekmektedir. Sağlık konusunda ısrarlılık, sıbyan mekteplerinde önceki dönemlerde yaşanan sı- kıntılann boyutunu göstermek açısından önemlidir. Aynca öğ­retimin bu kademesinde çocuk-veli işbirliğinin önemine dikkat çekici vurgulamalar bugün dahi pratikte “problem alanı” oluş­turması itibariyle oldukça ileri düzeyde pedagojik yaklaşımlar olarak değerlendirilebilir.

Çocuklann okul içi ve okul dışı hocayla, diğer görevlilerle, birbirleriyle ve okul dışındaki kişilerle olan ilişkileri düzenleyen ilke ve kurallarla, temizlik, adap ve ahlaka dair emir ve yasak­lar klasik Türk-İslam kültürünün izlerini taşımaktadır. Bu da Batı eğitim sistemini yakından izlemiş olan ve Sıbyan okulla- nnda yeni metodik anlayışlar oluşturma arayışı içinde olan ya- zann, yetiştiği medrese kültürünün ve sosyal baskının etkisin­de kaldığı izlenimi vermektedir. Ancak ilköğretimde bilgi akta- nmından ziyade, davranış kazandırmanın esas alınması Selim Sabit’in görüşlerinin modem eğitim anlayış ve uygulamalan ile örtüştüğünü göstermektedir.

Selim Sabit Efendi’nin Öğretim Teknikleri

Selim Sabit Efendi’nin Öğretim TeknikleriSelim Sabit Efendi’nin Öğretim Teknikleri

O, çocuğa okuma (elif-ba) öğretiminde öncelikle harflerin öğretilmesi üzerinde durarak, öğretimin teknik ve metotlannı şöyle açıklar:

Harfler

Belli bir tertip üzere levha (yazı tahtası) ya yazı­larak, şekil ve isimleri çocuklara öğretilir. Hoca ince bir değ­nekle, tahtaya yazmış olduğu harfleri göstererek çocuklara ay­rı ayn telaffuz ettirdikten sonra, harfleri tekrar gösterip ken­disi telaffuz ettikçe çocukların de topluca telaffuz etmelerini ister, onları doğru telaffuza alıştırır. Harflerin isimleri belleti­lip, telaffuza alıştırıldıktan soma şekil ve heyetçe birbirinden fark ve benzerlikler de levhada gösterilerek çocuklara anla­tılır. Harflerin şekil ve isimleri açıklamalı bir şekilde çocuğa anlatıldıktan soma düzensiz ve karışık olarak beşer beşer tah­taya yazılarak soru-cevap metoduyla çocuğa alıştırmalar yaptırılır.

Harf öğretiminden sonra verilen temrinlerle (alıştırmalar­la) öğrencilere uygulamalı bir eğitim vermeyi amaçlar. Harfle­rin öğretimiyle ilgili bir temrin örneği:

Temrin

Lisan-ı Türkî’de müsta’mel hurûf-u hece kaçtır? Bunlann kaçı noktalı kaçı noktasızdır?

Bir, iki ve üç noktalı olanlar kangılarıdır? Noktalan üstünde olan harfler kaçtır?

Noktalan altında bulunan harfler kangılarıdır? j. Harfinden noktalar kaldınldıkta ne olur? Birbirine benzeyen harfler kangılarıdır?

Bunlar yekdiğerinden ne veçhile fark olunur? ^Harfine bir nokta konuldukta ne olur? Noktasız olan harfler kangılarıdır?

Elif-ba: Harflerin şekil, isim ve telaffuzlan öğretildikten so­rna, harekeler de aynı teknik ve metotlar kullanılarak “elif-ba” kitaplarında gösterildiği gibi anlatılır ve açıklanır. Konuyla ilgi­li çocuklara temrinler (örnekler) yaptınlır.

Hece ve okumanın öğretimine gelince;

  •  Çocuk harf ve harekelerin şekil, isim ve telaffuzlannı gü­zelce öğrendikten sonra hece ve okuma da aynı teknik­ler kullanılarak öğretilir. Selim Sabit’e göre hece, hare­kelerin isimleriyle değil, harflerin isimleri ile sesleri bir­likte zikredilerek yaptırılmalıdır. Örneğin, cim harfinin üç harekeye göre hecelenmesinde; “cim üstün ce, cim esre ci, cim ötre cü…” denilmeyip, “ce, ci, cü” şeklinde hecelenmelidir.
  •  Harflerin hecelenmesinde mümkün mertebe mahreç­ler (harflerin çıkış yerleri) öğretilerek birbirine benzeyen harflerin farklılıklar gösterilmelidir. Aynca harflerin bitişik-ayn sınıflaması yapılarak, bunların başta-ortada ve sonda yazılış şekilleri de birer örnekle tahtaya yazı­larak ve gösterilerek, hece harflerinin okumadaki hece­lemeleri üzerine çocuklara alıştırmalar yaptınlır.
  •  Daha sonra tek heceli (iki harf ve bir harekeden oluşan) kelimelerin kıraat (okuma) ve heceleri çocuğa öğretilir. Bu kelimeler imkan dahilinde anlamlı kelimelerden se­çilmelidir.
  •  Bir heceli kelimelerin hecelenmeleri öğretildikten sonra iki heceli kelimeler gösterilip, bunların kıraat (okuma) ve hecelemeleri de aynı teknik ve usulle öğretilir.
  •  Çocuk heceye alıştırıldıktan sonra levhada bir takım ke­limeler gösterilerek, okuma ve imla hususunda alıştır­malar yaptırılır. Ancak bu kelimelerin seçiminde manalarının çocuklar tarafından bilinenlerden olmasına özen gösterilmelidir. Bunlar gün, ay, mevsim, insan, hayvan, bitki, ülke, dağ ve nehir gibi çocuğun önceden bildiği kelimelerden seçilip, tasnif edilerek tahtada gösterilmelidir.
  •  Çocuklar bu kelimeleri okuyup-yazmayı öğrendikten sonra, edep ve ahlaka dair küçük deyişler ve atasözleri gösterilerek hecelemeksizin okumaya alıştırılır.
  •  Bundan sonra da Kur’an-ı Kerim öğretimine geçileceğin­den Arapçaya mahsus hareke ve işaretler çocuğa öğre­tilir. Çocuk bu şekilde hece ve okumada gelişme göster­dikten sonra Kur’an-ı Kerim okumaya başlar.
  •  Kur’ an-ı Kerim dersleri diğer dersler gibi levhada gösteril­mez, takriren tedris olunur. Bu sırada çocuğa Kur’an’dan bazı kısa sûreler ezberlettirileceği gibi, akaide dair me­seleler de ezberlettirilir. Aynca abdest ve namaz gibi bir takım dini bilgiler bizzat gösterilip çocuğa yaptırılır.

Yazı

  •  Çocuk harf ve harekelerin şekil ve isimlerini güzelce öğ­rendikten sonra, heceye başlandığında okuma ve yaz­ma birlikte öğretileceği için, harflerin hece ve imlası “Ta­lim Levhası”nda gösterildikçe çocuk onları yazıp oku­yacaktır.
  •  Çocuğun taştan mamul bir levhası bulunacak, evvela harflerin yazılışları bir müddet bu levhalarda öğretildik­ten sonra, kurşun kalemle kağıt üzerine yazma öğretilir.
  •  Bu sırada harflerin bitişik ve ayn şekilleri ile kelimele­rin imlaları öğretilerek “Elif-ba” risalesinin bazı bölüm­leri örnek verilerek ödev şeklinde çocuğa yazdırılır.
  •  Çocuk, okuma ve yazmaya alıştıktan sonra adi kalem ve mürekkeple yazıya başlanıp “hat” mecmuasından örnekler gösterilerek, ikinci sene “Sülüs”, üçüncü sene “Nesih”, dördüncü sene “Rik’a” hatlan öğretilir. Bu sı­rada dahi dikte, yani ezberden yazdırmak usulü icra edi­lerek, imla kuralları öğretildikten sonra, tezkere, pusula ve mektup suretleri gibi günlük hayata lazım olacak bir takım örnekler verilip, çocuğun mecmualarına kaydet­tirilir. demektedir.
  •  Çocuğa beceri kazandırma da “ödev verme” şeklinde uy­gulanan tekrarlama tekniğinin de öğretimde pekiştirme ilkesine uygunluğu dikkat çekicidir. Çocuğa güzel yazı yazma becerisi kazandırmada gösterilen titizlik, uygu­lanan yöntem ve program oldukça pedagojik bir önem arz etmektedir. “İlim öğrenmede kitabın önemini vurgulayan Cahız, ka­lem ve yazının da eğitim ve öğretimde dilden daha önemli ol­duğunu, çünkü kalem ve yazı ile umumi bir fayda sağlandığı­nı ifade etmiştir.”

Hesap:

Selim Sabit Efendi Sıbyan mektepleri programında yer alan hesap öğretimi yöntemi hakkında da;

  •  Hesap çocuğa önce zihni yani ezberden saymak şeklin­de öğretilir. Birden bine kadar sayıların isimleri, sayılış şekilleri gösterildikten sonra (birler, onlar, yüzler) gibi kısım ve mertebeleri güzelce anlatılarak, basit bazı ör­nekler çocuğa ezberden tekrarlatılır.
  •  Fakat bu şekilde öğretilecek sayılar mümkün mertebe maddi olarak gösterilmek uygun olacağından “parmak” yahut “hububat” ile saydırmak şeklinde uygulanmalı­dır demektedir.
  •  Sayılar güzelce öğretildikten sonra, soru-cevap meto­duyla öğrenilenler değerlendirilir. Sabit Efendi’nin üze­rinde ısrarla durduğu bir usul de “ödev verme” ve “alış­tırma yaptırma” şeklinde konunun tekrarlanmasıdır ki hesap öğretimi usulü konusunda da bu hususa tekrar dikkat çekmektedir.

Coğrafya:

Yazar coğrafyanın öğretimi usulü hakkında da;

  •  Önce çocuğa yer küresi veya harita üzerinde yerin şek­li ve heyeti ile yeryüzünün beş kıtaya ayrıldığı anlatılır. Yine haritalarda gösterilmiş olan deniz, kara, dağ v.s. oluşumlann renk ve şekilleri gösterilir.
  •  Çocuklar haritalarda resimlenmiş olan şekil ve hudutları belledikten sonra, yeryüzüne dair bir şey tarif olundu­ğunda haritaya bakarak örneği gösterilerek, önce o şeyin benzeri çocuğa buldurulur. Mesela suyun hallerin­den “körfez” anlatıldığında örnek olarak haritada bir iki körfez gösterilerek diğer körfezler çocuğa buldurulur.
  • Haritalarda çizilmiş olan sınır ve şekiller açıklandıktan sonra, öğretilecek harita talim levhasına çizilip, dersin muhtevası risalede okundukça semt ve mahalleri levha­da gösterilerek, soru-cevap metoduyla ders işlenir. (Yazarın ifadesinden Sıbyan okulları için Coğrafya ders ki­tabı hazırladığı anlaşılmaktadır.) Coğrafya öğretiminde yazarın dikkat çekmeye çalıştığı hususlardan birisi de, diğer derslerin öğretiminde de vurgulanan, öğretimde çocuğa aktiflik kazandırma gayretidir.

Tarih:

Tarih öğretim yöntemi üzerine de yazar;

  •  Tarih dersleri hem okumaya vakıf olmak, hem de ba­zı önemli olaylan çocuğa belletmek amacı taşıdığından, her dersin başında hoca önce dersi özet şeklinde çocuk­lara hikaye eder, sonra kitaptaki yeri gösterilerek çocuk­lar tarafından okunur. Bu şekilde okunan ders ertesi gü­nü çocuklara anlattırıldıktan sonra, önce dersin konusu olan önemli olayın sebepleri, meydana geliş tarihi, yeri ve neticeleri hakkında soru-cevap metoduyla çocuklara alıştırmalar yaptırılır demektir.
  •  Tarihi olayların sebepleri, meydana geldiği yer ve tarih ile neticelerinin anlatım metoduyla çocuğa aktarılması, hikaye edilmesi çocuğun duygulandırılması ve düşün­ceye yönlendirilmesi açısından metodik önem taşır.

Lisan:

Yazar lisanın öğretim şekli ile ilgili olarak da;

  •  Lisan-ı Osmanî’de kullanılan lafızlar ve terkiplerin çeşit­leri toplu olarak tarif ve beyan olunduktan sonra, hem okuma ve imlaya alıştırmak hem de konuşmanın incetiklerini çocuklara belletmek için her çeşit kelimenin kul­lanımını içeren, soru-cevap metoduyla bazı ibareler ha­zırlanıp çocuklara öğretilir. Örneğin ismin halleri anla­tılırken tekil isim olan “elma” lafzı alınıp, bu lafza dair levhada bir takım sorular yazılır. Çocuk de bunları ken­di defterine yazıp, cevaplarını ödev olarak ertesi günü hocaya gösterirler demektedir. Aynca yazar konuyla il­gili şematik olarak örnekler de vermektedir.
  •  İsmin halleri öğretilirken uygulanan teknik ve metot, yani anlatım metodunun yanında “buldurma” metodu­nu çocukların zihinsel gelişimlerine uygun olarak kulla­nıldığını örneklerden anlamak mümkündür. Yazarın dil öğretiminde de hoca ağırlıklı bir öğretimden çok çocuk ağırlıklı bir öğretim sistemi arayışı içinde olduğu gözlenmektedir.

Selim Sabit Efendi’nin Rehnüma-i Muallimine Pedagojik Bir Yaklaşım

Selim Sabit Efendi'nin Rehnüma-i Muallimine Pedagojik Bir YaklaşımSelim Sabit Efendi’nin Rehnüma-i Muallimine Pedagojik Bir Yaklaşım

Yazar (3-6) yaş gurubu çocuklardaki zihinsel gelişime dik­kat çekerek, ahlak ve adaba dair soyut olan şeylerin öğretiminde hüsn-i imtisal (örnek olma) ya özen gösterilmesinin önemi­ni vurgulamaktadır. Bu vurgulama, bu yaş gurubu çocuklar­da öğrenim metodu olarak taklidin etkinliğine işaret etmektedir.

Yazar altı yaşından itibaren sıbyanın (çocuğun) bedeni ve zihni gelişim itibariyle, öğrenime hazır olduklarını başka bir deyişle öğretime başlama yaşını altı olarak belirlemektedir. Gü­nümüzde öğretime başlama yaşı tartışmalarını esas aldığımız­da, müellifin bu konudaki ileri görüşlülüğünü de ifade etme­miz gerekir.

Kur’an Eğitiminde Verimlilik

 

Kur’an Eğitiminde VerimlilikKur’an Eğitiminde Verimlilik

Kur’an eğitiminde verimliliği artırmanın en önemli şartı ders hocasının kendisini geliştirmesi, okuyuşunu güzelleştirmekten geri durmaması, çocuklarıyla güzel iletişim kurabilmesi, tekno­lojik imkanları dersine uyarlayabilmesi ve dersinin özel öğretim yöntem ve tekniklerini güncellemesiyle mümkündür.

  1.  Yüzüne ve ezber derslerinde yeri geldikçe bazı ayetlerin anlamı açıklanır.
  2.  Kur’an kıraatinde çocukları toplum huzurunda okuma­ya alıştırmak ve kürsü tecrübesi kazandırmak için mes­citte, salonda veya sınıfta mikrofonla okumaları organi­ze edilebilir. Bu etkinlikle çocuk derse ilgi duyacak, da­ha çok çalışacak ve daha dikkatli okuyacaktır.
  3.  Derslerde fırsat buldukça Sahabe-i Kiramın Kur’an ez­berlemesi ve okumasıyla meşhur olanlarının ve meşhur kıraat imamlarının hayatlarından bahsedilebilir.
  4.  Yine fırsat buldukça çocuklara farklı hafızların örnek okuyuşları dinletilir ve çocuklar güzel Kur’an okumaya teşvik edilir.
  5.  Erkek çocuklar arasında olduğu gibi kız çocuklar arasın­da da güzel Kur’an okuma yanşmalan yapılabilir. Bu ça­lışma sınıf içinde de yapılabilir.
  6.  Kur’an hocalarının derslerin işlenişi ve içeriği üzerine meslektaşlarıyla yapacakları istişareler ve karşılıklı pay­laşımlar dersin verimliliğinin artmasına büyük katkı sağ­layacaktır. Derslerde kullanılan eğitim materyallerinin ve uygulanan etkinliklerin karşılıklı paylaşımı çocuğun kalitesini yükseltecektir.
  7.  Çocukların hep birlikte veya kendi başına sallanarak ders yapmaları da verimi arttırır. Bu uygulamayı bir eği­tim tekniği olarak değerlendiren Erol Özbilgen “…sıbyan mekteplerinde okuma ve ezberleme melodik diziler biçi­mine getirilmişti ve çocuklar sallanarak hep birlikte bu ritme katılıyorlardı” diyor. Belirtilen uygulama bugün Ja­pon okullarında yaygın olarak kullanılmaktadır. Anla­şıldığı kadarıyla ritim, öğrenmeyi hızlandıran ve hatır­lamayı kolaylaştıran bir tekniktir.

Öğrencilerin “mütemadiyen sallanarak, yeknesak bir teganni ile okumaları, hoca hazırken kulakları yırtan gulguleli bir çalışmanın sürmesi” anı sahipleri kadar, yabancı gözlemcilerin de dikkatini çekmiştir.

Ezber Çalışması Yapmak ve Ezberlemek

Ezber Çalışması Yapmak ve EzberlemekEzber Çalışması Yapmak ve Ezberlemek

Ezber kabiliyeti çok iyi olanlar ve onu kullanmayı bilenler Kur’an kıraatinde daha başarılı olabilmektedir. Kur’an ezberinde/ezberletilmesinde başarılı olmak için ezberleme yöntemleri­ni iyi bilmek, uygulatmak, koro okuyuşunu çok uygulamak ve çocuğun ezber okuyuşlarını itina ile dinleyerek hatalarını tas­hih etmek gerekir. En önemlisi de yüzünden okumayı geliştire­rek ezberlemeye zemin hazırlamaktır.

4-6 yaş dönemi çocuğun zihninin boş olduğu ve ezber ye­teneğinin en güçlü olduğu dönemdir. İslam tarihinde bu dö­nemde hafız olmuş pek çok âlim vardır. Her çocuğun kapasi­tesi hafız olacak düzeyde olmayabilir. Ancak bu dönemde nor­mal bir çocuğa Kur’an-ı Kerim’in sonundaki kısa sûre ve dua­lar ezberletilebilir.

Bu bölümde Kur’an dersindeki ezber sürecinin çeşitli etkin­liklerle nasıl sürdürülebileceğini göreceğiz:

  1.  Ezberlenecek sûre veya bölümler sınıfta hoca tarafın­dan birkaç defa okunur. Okunan bölümlerde tecvit ku­ralı gereği uzatılan (medli) ve tutulan (İhfa, idgam, iklab) olan yerleri kurşun kalemle işaretlerler.
  2.  Ezberlenecek bölüm çocuklara koro çalışmasıyla doğru bir şekilde öğretilir. Bu tür bir çalışmayla çocukların der­se katılımlarının sürekliliği sağlanabileceği gibi ezberle­rin de en az hata payıyla ders içinde yapılması müm­kün olacaktır. Koro çalışmasıyla Kur’an öğretiminde çok önemli bir yeri olan kulağa hitap, üst düzeyde gerçek­leşmiş ve sûrelerin duaların büyük bir bölümünün ez­berlenmesine katkıda bulunulmuş olacaktır.
  3.  Koro okuyuşu sırasında hoca, okunan kelimeleri veya kısa bölümleri çocuklara tek tek ya da grup olarak tek­rar ettirir. Böylece hocamız, onların kavrayış düzeyini ve düzgün okuyup okuyamadıklarını kontrol eder.
  4.  Koro okuyuşu sonunda ayet ayet veya ezberletilecek bö­lümün tamamı bazı çocuklara okutulur. Sonra da çocuk­ların çalışılan bu yeri belirlenen bir zamana kadar ezber­lemeleri istenir.
  5.  Dua ve sûrelerin ezberletilmesinde uygun şartlarda şöyle bir yöntem de kullanılabilir. Ezberlenecek dua veya kı­sa sûre tahtaya yazılır. Dört-beş defa koro çalışmasıy­la birlikte okunur. Sonra da baştan, sondan ya da ara­lardan kelimeler silinerek çocukların koro okuyuşu yap- malan istenir. Böylece daha dersteyken ezberlemelerine zemin hazırlanmış olur.
  6.  Çocuklar ezberlerini saf ve duru bir zihinle, sakin bir mekanda, önce ayet ayet ezberlemeli sonra da birleştirerek bir bütün halinde ezbere okumaya çalışmalıdır. Ezber­ledikten sonra da en az on defa ezberden okuyarak ez­berlerini pekiştirmeleri tavsiye edilir.
  7.  Ezberlenen bölümü hoca dinlerken çocuğun hatalı oku­duğu yerleri onun Mushafında veya (önceden çalışma kağıdına ya da defterine yazmışsa) yazılı bir metinde işaretler ve bu hatalannı düzeltmesini ister.
  8.  Ezber çalışmalarında başarılı çocuklar diğer çocuklan beklemeden sıradaki ezber bölümlere geçebilirler.
  9.  Önceki sınıflarda ezberlenen ayetlerin ve sûrelerin ta­mamı, sonraki sınıflarda fırsat buldukça yeni ezberlerle birlikte tekrar ettirilir.

Doğru ve Düzgün Okumayı Geliştirmek (Tecvitli Okuma)

Doğru ve Düzgün Okumayı Geliştirmek (Tecvitli Okuma)Doğru ve Düzgün Okumayı Geliştirmek (Tecvitli Okuma)

Kur’an’ı doğru, tecvitli ve güzel okumayı çabuk kavrama­nın en önemli yolu olabildiğince fazla talim çalışması yapmak­la ve hocayı iyi dinlemekle mümkündür.

Kur’an kıraatinin bir hocadan veya üstattan talim edilmesi şarttır. Bu sebeple öğreticinin sınıfta talim üzere çokça okuması ve çocukların de çokça tekrar etmesi gerekir. Hocanın okuyu­şunu, ağız ve dudak hareketlerini çocuklar pür dikkat takip et­melidir. Hoca ayetleri kısa çocukların kavrayabileceği kadar kı­sa bölümler halinde hatta bazen kelime kelime okumalıdır. Bu Şekilde hoca, aynı bölümü birkaç defa okumalı; çocuk hoca­nın ilk okuyuşunu dinlerken Mushafa, ikinci okuyuşta hoca­sına dikkatle bakmalı, üçüncü okumayı da kendisi yapmalıdır.

E-Tecvit Öğretimi

Kur’an-ı Kerim’i tecvitli olarak okumak ve okutmak bir Kur’an hocasının üzerinde durması gereken en önemli husustur. Lâkin küçüklere bu konuyu bir büyük gibi belletemezsek de birkaç yöntemi denemekten de geri durmayacağız. Aynca tecvitli yasin cüzlerinden veya Kur’an-ı Kerimlerden de fay­dalanabiliriz. Aslında bu çalışmalarda her tecvit kaidesini işle­yeni bir cüz veya Kur’an-ı değil de biraz sade olanlarını tercih etmeliyiz. Çünkü 9-10 değişik renk uygulaması çocuğun zih­nini kanştırabilir.

Öğretilen tecvit kuralıyla ilgili örnekler verilir ve uygula­ması yapılır. Tahtaya yazılan örnekler veya yansıtılan Kur’an sayfası üzerinde de çocukların tecvitli olarak okuması istenir.

Anlatılan tecvit konularıyla ilgili sınıfta Kur’an-ı Kerim’den örnekler buldurulur. Bulunan örnekler hoca tarafından okunur. Çocuklardan de okumaları istenir. Bir sonraki ders için yeni ör­neklerin bulunması, yazılması ve sınıfta okunması ödev ola­rak istenebilir.

Çocuğun Duygusal Gelişimi

Çocuğun Duygusal GelişimiÇocuğun Duygusal Gelişimi

Hiçbir dini vecibede ergenlik dönemine kadar çocuklara gü­nah yazılmaz. Aynı şekilde hiçbir devlet sisteminde çocuklar yaptıklan eylemlerden dolayı on iki yaşına kadar hiçbir şekil­de hapse atılmaz ve cezalandırılmaz. Bunun birkaç nedeni vardır: İlki, düşünce gelişimi açısından çocukların hak, adalet, suç gibi soyut kavranılan anlayabilecek yetiye sahip olmamasıdır. İkincisi, çocukların yaptığı davranışların doğurabileceği sonuç­ları kavrayabilecek düzeyde zihinsel yetiye sahip olmamasıdır. Üçüncüsü ise çocukların fizyolojik gelişimi gereği içlerinden ge­len duygu ve dürtüleri yeteri kadar kontrol imkanının olmama­sıdır. Bir çocuk markette gördüğü ve çok istediği bir oyuncağı gizlice cebine koyabilir. Bundan dolayı ceza almaz. Çünkü o ço­cuktur ve içinden gelen istek duygusunu tamamen kontrol ede­bilecek yetiye tam olarak sahip değildir.

Çocuklar duygularını tam kontrol edemedikleri için bazen söz verip sözünde duramazlar, merak duygulan ile bizim yaramazlık dediğimiz işleri yaparlar ve etrafı kurcalarlar. Öfke ve kıskançlık duygulan ile arkadaşlarına vurabilirler. Çocuklarda­ki bu tür davranışlar “sık sık” görülmediği sürece normal ka­bul edilmeli ve cezalandırılmamalıdır. Eğer çocuğun bir olum­suz davranışı sürekli görülüyorsa bu davranışı cezalandırmak yerine, bu davranışın ardındaki etkenler araştırılmalıdır. Psiko­lojik olarak yaralı çocuklar, olumsuz davranışları sık sık tekrar­lamak eğiliminde olabilirler. Bu gibi durumlarda davranışı ceza­landırmak yerine çocuğu normal hale döndürmek gerekebilir.

Hz. Raf’ (r.a.) henüz çocuk yaşında bir sahabedir. Canı hurma yemek ister. Bir hurma ağacını taşlayarak yere dü­şen hurmaları yer. Bunu gören bahçe sahibi öfkelenir. Ko­lundan tutup Râf’ b. Amr’ı, Peygamber Efendimizin hu­zuruna getirir ve Efendimizden onu cezalandırmasını ister. Allah Rasûlü (s.a.v), Râfi’ bin Amr’ı karşısına alır. Göz­lerinin içine bakıp şefkat dolu bir ses tonuyla,

  • Evladım, hurma ağacını neden taşladın, diye sorar. Hz. Raf’,
  • Kamım açtı, yemek için taşladım, cevabını verir. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.J şöyle buyurur.
  • Bir daha hurmaları taşlama, dibine dökülenlerden ye! Ardından çocuğun başını okşar ve ona, “Allah’ım! Onun kamını doyur” diyerek dua eder.

Din eğitimi verirken de çocuklar kimi duygularının etkisin­de kalarak ortam bozucu ve can sıkıcı davranışlar sergileyebilirler. “Can sıkıntısı, merak, bıkkınlık, kızgınlık, kıskançlık, kor­ku” duyguları çocuklara olmadık işler yaptırabilir. Bu gibi du­rumlarda çocukları cezalandırmak yerine onlara şefkatle yak­laşmak gerekir. Unutulmamalıdır ki, Allah çocukların tüm bu davranışlarını hoş görmektedir.

Esasen çocuk düşünmeden, şüphelenmeden ve itiraz etme­den inanmaya hazır olduğundan, söylenenlere içtenlikle inanır. Buna sadece dilde inanma denmez. Bu, aynı zamanda ruhun da kabulü ve inanışıdır. Tabii olan da budur. Çünkü çocuk, inan­makla kendini güçlenmiş ve Allah’a yaklaşmış hisseder. Bun­dan dolayı okul öncesi dini bilgilerin çocuklara 3-4 yaşından iti­baren verilebileceğini çocukların o yaşlardaki anlayışlarına zor gelmeyeceğini söyleyebiliriz.

Her çocuk, okul öncesi dönemde, planlı-plansız etkilerle yo­ğun bir öğrenme ve etkileşim süreci yaşayarak gelişmesini sürdürür. Çocuk bu dönemde, ahlak ve inanç muhtevalı olan sos­yal ve kültürel kimlik geliştirme yönünde de önemli mesafeler alır. Dinin kabul ettiği zihni doğrular/yargılar ve ahlaki erdem­ler bakımından olumlu ve olumsuz şekillenmeler de bu dönem­de belirgin bir duruma gelir.

Hemen belirtmemiz gerekir ki, din eğitimi, çocuğa sade­ce ihtiyacı olan dini bilgileri aktarıp öğretme ve onlan zihnine yerleştirme ameliyesi değildir. İslam’ın, insanı ulaştırmak iste­diği nihai hedef, iman, ahlak ve davranış olgunluğu ile beraber, ahiret mutluluğu da olduğuna göre, elde edilen bilginin, zikret­tiğimiz seviyeye ulaşmada sadece temel bir araç olduğu rahat­lıkla görülecektir.

Bilinçli bir kurumda aynalama metodu ile akranlarıyla be­raber profesyonel bir eğitim alan çocuk; müspet bir sosyal çev­re, etkin bir İslam terbiyesi, sağlıklı bir duygu gelişimi ile ebe­veynlerin de yükünü hafiflettiği gibi en önemli vazife deruhte yerine getirilmiş oluyor.

Çocuklarda Ceza ile Öğretim

Çocuklarda Ceza ile ÖğretimÇocuklarda Ceza ile Öğretim

Ceza, çocuk eğitiminde en son kullanılması gereken bir yöntemdir. Çocuğa örnek olduktan, istenilen davranışları bir­likte tekrarladıktan, çocuğun psikolojik yaralarını giderdikten, güzel dille ikaz ettikten ve olumlu davranışları ödüllendirildik­ten sonra, hiçbir sonuç alınamıyorsa o zaman ceza yöntemi gündeme gelebilir.

Çocuklara verilen ceza şiddet içeremez. Şiddet, fiziksel, sö­zel ve duygusal şiddet olarak üç çeşit olabilir. Fiziksel şiddet, ço­cuğun bedenine zarar vermeyi içerir ve tasvip edilemez. İkinci şiddet çeşidi hakareti, alayı, küçümsemeyi içine alan sözel şid­dettir ve çocuklara sözel şiddet de uygulanamaz. Üçüncü şiddet çeşidi duygusal şiddettir, çocukların duygularını ezmek, ren­cide etmek, istismar etmek anlamına gelir ki bu da tasvip edil­mez. Çocuklara verilebilecek tek ceza “kısa süreli mahrumi­yet” olabilir. Örneğin tüm uyarılara rağmen dersin akışını bo­zan, arkadaşlarına vuran bir çocuğa “bir teneffüs grup oyunları­na katılmama cezası verilebilir. Burada çocuğun oyuna katılma hakkı bir günlüğüne elinden alınmıştır. Çocuklara verilen her­hangi bir mahrumiyet cezası bir günü geçmemelidir. Mahrumi­yet cezası, yemek, içmek, uyumak, sevgi gibi temel ihtiyaçlar­la alakalı da olmamalıdır.

Tekrar belirtmek gerekir ki, arkadaşlarına vuran bir çocuk­ta cezayı kullanmadan önce diğer tüm yöntemleri denemiş ol­mak gerekir.

•          Çocuğa vurmanın kötü olduğunu anlatmak,

•          İyi geçinmek üzerine öyküler anlatıp videolar izletmek,

•          Çocuğu bazı derslerde yanımıza alıp kontrol altında tut­mak,

•          Arkadaşlarına vurmadığı günlerde onu takdir etmek,

•          Yanlış davranışları için gün sonunda onu bir kenara çe­kerek güzel dille uyarmak, bunları yaparken sevgi ve şefkatle yaklaşmak diğer yöntemlerdir ve öncelikle bu yöntemler kullanılmalıdır.

Tüm bu yaklaşımların sonu­cunda sınırlan çok zorlayan çocuklara mahrumiyet ce­zası verilebilir. Ancak verilen ceza bir günü geçmeme­sine ve herkesin önünde uygulanmamasına özen gösterilmelidir. Örneğin, oyuna katılmama cezası alan bir çocuk, oyun öncesinde evine gönderilebilir. Arkadaşları oyun oynarken çocuğu kenarda bekletmek, onu top­lum içinde cezalandırmak anlamına gelir ve bu, çocuğun duygularını rencide eder. Bu nedenle, çocuklara toplum içinde ceza vermekten kaçınılmalıdır.

Eğitim Mi Sevgi Mi ?

Eğitim Mi Sevgi Mi ?Eğitim Mi Sevgi Mi ?

Özellikle dini eğitim veren okul öncesi kurumlar yapılan ha­talar neticesinde büyük yaralar oluşturuyor. Üzülerek belirt­mek isterim ki biz “Okul öncesi maneviyatsız eğitim kursla­rı….” diye başlayan cümlelerin kurulmasına sebebiyet veriyo­ruz. Ne çocukların-ailelerin hakkını heba etmeye ne de bu ku­rumlar üzerinde olumsuz düşüncelerin ve sözlerin üretilmesine hakkımız var. Ahirette hesabını veremeyeceğimiz sorumluluk­ların altına girmek istemiyorsak maddesel boyutunu düşünmeden işimizi layıkıyla yapmayı öğrenmeli veya hakkıyla yapan­lara teslim etmeliyiz.

Manevi eğitim verdiğini sananlara bazı çatlak ses örnek­leri sunalım…

  1. Çocuğunu “paralı” anaokulu, kreş, bakımevi vs. gönde­rip memnun olan az kişi gördüm. Belli bir meblağ ödedi­ğimiz için bir beklenti oluşuyor. Halbuki orada ders ve­ren kişiler olaydan bir çoğumuz kadar bile haberdar olamayabiliyor.
  2. Dini eğitim veren yerlerde genelde tek hoca çocuklan nöbetleşe görüyor. Sonra çocuklar onun kardeşi, bunun kızı, şunun yeğeninin eline kalıyor. Kolay değil 10-20 çocuk bir arada. Dolayısıyla bu iş böyle yürümüyor.
  3. Çocuklardan kimi iki hafta içinde Kur’an okumayı söktü. Ki bu olağanüstü birşeydir. O olağanüstülük de Rabbimin fazlmdandır. Kimisi de kurs bittiğinde halen harfleri tam oturtamamıştı. Bunun sebebi de Rabbim mi oluyor?
  4. Çatır çatır Ayetel kürsi okuyan fakat komşu teyzelerin suratına bakmayan bir nesil yetişiyor farkında mısınız? 3-4 yaşındaki bir çocuğun din eğitimi, sevgi ve saygı kurallarını bilmesidir. Ötesi değil.