Author Archives: Berna Börekçi

Dört Mezhebe Göre Mudarebe Ortaklığı – 4

dort-mezhebe-gore-mudarebe-ortakligi-4- Mudarebe şirketinde sermaye sahibi olan kimse şirketten bir şey satın alsa hükmü ihtilaflıdır:
Ebu Yusuf ve Malik’e göre sahihtir.

Şafiî’ye göre sahih değildir. Ahmed b. Hanbel’in iki rivayetinden makbul olanı da böyledir.
- Mudarebe şirketinde çalışan taraf, sermaye sahibinin kendisine hem peşin, hem veresiye alış verişe izin verdiğini iddia edip, sermaye sahibi “Ben sana yalnız peşine izin verdim” dese:

Ebu Hanife, Malik ve Ahmed b. Hanbel’e göre yeminiyle birlikte çalışan tarafın sözü kabul edilir. Şafiî’ye göre yeminiyle birlikte sermaye sahibinin sözü kabul edilir.

- Birisiyle çalışan taraf olarak mudarebe şirketi kuran kimse, bir başkası ile (ona sermaye vererek) mudarebe şirketi kursa (ikinci) şirketten meydana gelen kâr birinci ortağındır. İmamlardan yalnız Ahmed b. Hanbel bu (ikinci) şirketin sahih olmadığını söylemiştir.

Dört Mezhebe Göre Mudarebe Ortaklığı – 3

dort-mezhebe-gore-mudarebe-ortakligi-3- Mudarebe şirketinde çalışan ortak (şirketle ilgili) seyahatinde masrafı şirkettendir. Bu, Ebu Hanife ve Malik’e göredir. Han- belî’de kendisinden masraf eder. Hatta vasıta (binek) masrafları da kendisindendir. Şafiî de (bu hususta) iki kavil olup bunların makbul olanına göre masraf kendisine aittir.
- Bir kimse bütün kâr kendisine olmak ve herhangi bir zarar tazminatı olmamak üzere mudarabe şirketi kurmak üzere sermaye alsa Malikî mezhebine göre caizdir.

İraklılara (Hanefîlere) göre sermaye üzerine (zimmetli) olur. (Yani bir zarar olursa tazminat gerekir.)
Şafiî’ye göre kar sermaye sahibinin olur. Çalışana, benzer (durumda birinin) ücreti gerekir.
- Mudarebe şirketinde çalışan taraf karı taksim yoluyla alır. Kârın ortaya çıkmasıyla değil. Bu Şafiî’nin iki kavlinden sahih olana göredir. Malik’in kavli de budur. Hanefî’ye ve Şafiî’nin diğer kavline göre kârın ortaya çıkmasıyla alır.

Dört Mezhebe Göre Mudarebe Ortaklığı – 2

dort-mezhebe-gore-mudarebe-ortakligi-2- Sermaye sahibi sermayeyi çalışan ortağa verdikten sonra çalışan ortak bu sermaye ile ticaret malı alsa, alınan mal ticarî bir işleme girmeden telef olsa, Hanefî dışındaki mezheplere zararı sermaye sahibi çekmez. Mal bu durumda çalışan tarafındır, zararı da onadır. Hanefî’ye göre şirketin çalışan ortağı zararı sermaye sahibine ödetebilir.

- Mudarebe şirketini belirli bir süre için kurup, bu süreden önce fesh edememek veya süre bittikten sonra alış veriş yasak olmak şartını ileri sürmek caiz değildir. Bu Malikî, Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göredir. Hanefî’ye göre bu caizdir.

- Sermaye sahibi, çalışan tarafa “yalnız filana sat, yalnız filandan al” gibi şart koşsa mudarabe fasit olur. Bu Malikî ve Şafiî mezheplerine göredir. Hanefî ve Hanbelî mezheplerine göre bu caizdir.

- (Herhangi bir sebeple) mudarabe şirketi fasit olduktan sonra, çalışan taraf ticarete devam etse ve kar yapsa (bu sürede yaptığı kardan ortaklık şartlarına göre pay alamaz, ancak) benzeri bir işte çalışan kimsenin ücretini alır. Bu Ebu Hanife’ye ve Şafiî’ye göredir. Kâr da, zarar da sermaye sahihinedir.

Bu konuda Malik’in kavli ihtilaflıdır:
Bir kavline göre mudarebe şirketinden normal zamandaki kar payını alır. Şirkette bir şey (kar) olursa, ona bir şey yoktur. Kadı Abdulvehhab diyor ki: “Bu bir ihtimaldir ki, şirket zararda da olsa bu durumda çalışma kendisinden olan tarafa benzer kar payı verilir.” Malik’in bir diğer kavline göre Şafiî ve Hanefî’de olduğu gibi (yukarıdaki durumda) benzer ücret verilir.

Dört Mezhebe Göre Gasp – 8

dort-mezhebe-gore-gasp-8- Bir kimse birisinin kafesini izni olmaksızın açsa ve kuş uçsa, Malikî ve Hanbelî mezheplerine göre kafesi açan kuşun bedelini öder. Hayvanı veya kaçmasından korkulan köleyi bağlı olduğu yerden çözüp bunların kaçmasına sebep olan da böyledir. Malik’e göre kuş ve diğerleri kafesi açıp bağı çözünce hemen kaçsa da, bir süre durduktan sonra kaçsa da durum aynıdır.
Şafiî ’ye göre bunlar bir süre durduktan sonra kaçarlarsa tazminat (zarar ödemek) gerekmez. Hemen kafes açılınca veya bağ çözülünce kaçarsa iki kavil olup bunların en sahihi tazminat gerekmesidir.
Ebu Hanife’ye göre bunları yapana kaçma zamanı ne olursa olsun tazminat gerekmez.
- Bir kimse bir köleyi veya bir hayvanı gasp etse ve bunlar (elinden) kaçsa veya bir eşyayı gasp etse de bu eşya çalınsa yahut zayi olsa:
Malikî mezhebine göre gaspçı (örneklerin her birine göre) gasp ettiği (fakat elinde bulunmayan) şeylerin kıymetini öder. Bu kıymet malı gasp edilen kimsenin mülkü olur. Malikî’ye göre çalınan şey (karşılığında kıymet ödeyerek) gasp edenin mülkü olmaktadır. Hatta gaspedilip de elden çıkan şey (sonradan) bulunsa, malın ilk sahibinin kıymeti geri verip malını alması olmadığı gibi gaspçı da ödediği kıymeti almak üzere gaspettiği şeyi geri veremez. Ancak karşılıklı anlaşırlarsa olabilir.
Hanefî mezhebinde de böyledir. Ancak bir durumun haricinde. Şöyle ki:
Gaspedilen mal kaybolup mal sahibi değerin 100 (yüz) olduğunu, gaspçı 50 (elli) olduğunu söylese ve bunun üzerine yemin

ederek elliyi ödese, daha sonra gaspedilen malı bulunup değerinin (gerçekten) söylendiği gibi yüz olduğu ortaya çıksa, mal sahibi aldığı elliyi verip, malını alır. Bu durumda Malikî mezhebine göre mal sahibi iddia ettiği yüzü elde etmek üzere gaspçıdan elli lira daha alır.
Şafiî mezhebine göre yukarıdaki örneklerdeki şeyler mal sahibinin mülkü olarak kalmaya devam eder. Mal bulununca gaspçı malı, mal sahibi de aldığı bedeli iade eder.

Dört Mezhebe Göre Gasp – 6

dort-mezhebe-gore-gasp-6- Bir kimse bir evi veya bir köleyi veya bir elbiseyi gasp edip, gasbettiği şey bir süre elinde kalsa, bu süre içinde gasbettiği şey elinden alınana kadar ne kira, ne giyme, ne oturma ve ne de hizmetinde kullanma yoluyla yararlanmasa, gaspettiği şeyin elinde kaldığı süre için bir ücret ödemesi gerekmez. Bu Ebu Hanife ve Malik’in görüşüdür. Şafiî ve Ahmed b. Hanbel’e göre gasp ettiği şeyi elinde bulundurduğu süre için -bu sürede ondan bir yarar sağlamasa da- ücret ödemesi gerekir. Bu ücret elinde bulundurduğu şeyin benzerine ödenen ücret ne ise o kadar olur.
- Taşınmaz mallar ve ağaçlar gasp edildiği takdirde tazminat gerekir. Bu kabil bir şey bir kimse gasp ettikten sonra, sel, yangın veya bir başka yol ile telef olursa, gasp edildiği gündeki kıymeti üzerinden gaspçı öder. Bu, Malik, Şafiî ve Muhammed b. Hasen’e göredir. Ebu Hanife ve Ebu Yusuf a göre taşınmaz malların, mal sahibinin elinden çıkması ile tazminat ödenmesi söz konusu olmaz.
Ancak gaspçı mala bir şey yaparak telefine sebep olursa yaptığı şey ve telef karşılığında meydana gelen zararı öder.
- Bir kimse direk yahut kerpiç gasp etse ve bunu yapı (inşaat) da kullansa, Malikî, Hanbelî ve Şafiî mezhebince gaspçı bu direk ve kerpice sahip olmuş olmaz. Ebu Hanife’ye göre gaspçının bunların kıymetini vermesi kendisine vacip olur, böylece bunların sahibi olur. Zira o direk ve kerpici almak için binayı yıkmak daha çok zarara sebep olur.

Dört Mezhebe Göre Gasp – 4

dort-mezhebe-gore-gasp-4- Kölesine müsle yapan -mesela burnunu kesen, elini kesen, dişini söken- kimsenin kölesi Malikî mezhebine göre karşılığında eline bir şey geçmeksizin azad olur. Ancak İmam Malik’in azad olma konusunda, efendisinin köleye yaptığı bu cezalandırma ile mi yoksa hakim kararı ile mi azad olduğu ihtilaflıdır.

Ebu Hanife, Şafiî ve Ahmed b. Hanbel’e göre müsle yapmakla köle azad olmaz.

- Belirli özelliği olan bir cariyeyi zorbalıkla bir kimse alsa, cariye gasp edenin yanında iken şişmanlama (kilo alma) veya bir sanat öğrenmek gibi özellikten dolayı değerini arttıran bir ziyadelik meydana gelse, öğrendiği sanatı unutmak veya zayıflamak suretiyle sonradan meydana gelen bir değer eksilmesi olsa bu cariyeyi efendisi değer eksikliği bedeli almaksızın gasp edenden geri alır. Bu Malikî ve Hanbelî mezhebine göredir.
Şafiî ve Hanbelî’ye göre gasp edenin yanında iken meydana gelen bu değerlenmenin, yine onun yanında iken kaybolmasından dolayı bir değer kaybı ile birlikte sahibi cariyesini alır.

- Gasp edilen şeyden ayrı olarak meydana gelen gasp edilen şeye ait fazlalık -çocuk gibi- gasptan sonra meydana gelmiş ise, gasp eden tarafından karşılığında bir tazminat ödemek gerekmez. Bu Hanefî ve Malikî mezheplerine göredir. Şafiî ve Hanbelî’ye göre fazlalığın her halükarda gaspçı tarafından tazminatı ödenmesi gerekir.

Dört Mezhebe Göre Gasp – 2

dort-mezhebe-gore-gasp-2- Eti yenen veya gücünden yararlanılan bir hayvana zarar veren; mesela bir gözünü çıkaran kimseye hayvanın dörtte bir kıymetini, iki gözünü çıkaran tamamının kıymetini öder. Malın kendisi hayvana zarar verene verilir. Bu hüküm, hayvanın sahibi hakim veya adil kimse olmasına göredir.

- Bu cinsten başka şeylerde verilen zararda, zararın eksilttiği kıymet ödenir. Şafiî ve Ahmed b. Hanbel’e göre hepsinde zararın eksilttiği kıymet ödenir.

- Bir kimse bir şeyi gasp ettikten sonra gasp ettiği şeye bir zarar verirse Malikî mezhebine göre o şeyi sahibinin alması, gasp edenden de zararın verdiği değer düşüklüğünü alması veya o şeyi gasp edene bırakıp (tamamının) kıymetini alması gerekir. Bu kıymet gasp olayının olduğu gündeki kıymet ne ise odur.

Şafiî’ye göre mal sahibi değerinden eksilen kıymeti alır. Ahmed b. Hanbel’in kavli de böyledir.

Dört Mezhebe Göre Ariyet – 3

dort-mezhebe-gore-ariyet-3- Bir kimse tarlasını bina yapılmak veya ağaç dikilmek üzere ariyet olarak verse, ariyet alan tarafından bina yapıldığı veya ağaç dikildiği takdirde tarla sahibi ariyetten dönemez. Ancak binanın veya dikilen ağaçların sökülmüş olarak kıymetini ariyet alana verir veya (yapılan şey) söküldüğünde bir işe yarayacaksa sökmesini emreder. Ariyet vermenin belirli bir süresi varsa süre bitmeden dönüş yapamaz. Süre bitince yukarıda geçtiği gibi ariyet veren ariyet mal üzerinde yapılan şeyin bedelini verip onu kendisine almakla, yapılan şeyi söktürmek arasında serbesttir.

Ebu Hanife (bu hususta) şöyle diyor:“Ariyet için bir vakit belirlenmiş ise ariyet verenin ariyet alanı yaptığı şeyi söktürmeye hakkı vardır. Aksi halde süre bitmeden sökmeye mecbur tutamaz.”
Şafiî ve Ahmed b. Hanbel’e göre tarlayı ariyet veren sökmeyi şart koşmuş ise istediği vakit buna mecbur edebilir. Sökmeyi şart koşmamış ise, ariyet alan sökmeyi tercih ederse söker. Sökmeyi tercih etmez ise, ariyet veren kıymetini ödeyerek (dikilen ağaç veya yapılan binaya) sahip olmakla, söktürüp eksilmeden doğan zararı öder.
Ariyet veren bir tercihte bulunmazsa ve ariyet alan gereken ücreti bolca (gereken) ücreti verirse söktürmez.

Dört Mezhebe Göre Mudarabe Ortaklığı

dort-mezhebe-gore-mudarabe-ortakligi - Mezhep imamları mudarebenin caiz olduğunda ittifak etmişlerdir. Medinelilerin lugatında “Kiraz” denilen mudarabe iki kişi arasında, sermaye birisinden, çalışmak diğerinden olup, kâr ortak olmak üzere kurulan şirkettir.

- Para vermesi gereken kimse (para yerine) mal verip “bunu sat, parasını şirkete sermaye olarak koy” dese, Hanefî dışındaki mezheplere bu ortaklık fasit olur. Hanefî’ye göre ise bu sahihtir.

- Altın ve gümüş dışındaki madenlerden yapılan para ile mudarabe şirketinin sahih olup olmadığında ihtilaf edilmiştir. Mezhep imamları bunun olmayacağını söylemişler, Eşheb ve Ebu Yusuf bu madeni para piyasada geçiyorsa bununla mudarebe şirketinin caiz olduğunu söylemişlerdir.
- Çalışma kendisinden olacak olan ortak sermayeyi belgeye dayalı olarak alınca, (verdiğini isbat eden) belge olmaksızın (sadece) inkar ile sermayeden zimmeti kurtulmaz.

Bu alimlerin çoğunluğuna göre böyledir. Irak alimleri bu kimsenin bu hususta yeminiyle sözü kabul edilir, demişlerdir.

Dört Mezhebe Göre Şuf’a – 5

dort-mezhebe-gore-sufa-5- Şüf’a hakkı kesinlik kazanınca müşteri (şüf’a yoluyla) malı almaktan vazgeçmek üzere, şüf’a hakkı sahibine para verse, bunu alması caiz olup, alırsa mülkü olur. Bu Şafiî dışındaki mezhep alimlerine göredir. Şafiî’ye göre bu caiz değildir. Şüf’a hakkısahibinin parayı geri vermesi gerekir. Böyle bir durumda şüf’a hakkı düşer mi? Şafiî mezhebince iki görüş vardır. (Düşer ve düşmez şeklinde.)

- (Bir çok) ortaktan ikisi paylarını bir pazarlıkta satın alsalar şüf’a hakkı olan kişi bu iki ortaktan birinin payını şüf’a yoluyla alabilir. Bu Şafiî ve Hanbelî’ye göredir. Nitekim aynı yol ile ikisinin payını da alabilir.

Hanefî ve Malikî mezheplerine göre ise iki ortaktan sadece birinin payını şüf’a yoluyla alamaz.Ya ikisinden vazgeçer veya ikisini birden alır.
- İki ortaktan birisi payını bir adama sattığını ikrar (itiraf) etse, adam ise satılmadığını iddia etse,fakat (satılıp satılmadığına dair) bir delil olmasa, şüf’a hakkı olan kimse bu durumda hak iddia ettiğinde:

Malikî mezhebine göre satış kesinleşmedikçe şüf’a hakkı ileri sürülemez.

Ebu Hanife’ye göre şüf’a hakkı söz konusudur. Şafiî’de sahih olan da budur. Çünkü ortaklardan birinin ikrarı müşterinin ve şüf’a hak sahibinin haklarını isbat eder. Müşteri durumundaki adamın inkarı şüf’a hakkını iptal etmez.

- Şüf’a hakkı Müslüman için var olduğu gibi zımmî (Hıristiyan veya Yahudi olup İslam ülkesinin kanunlarına uyarak İslam ülkesinde yaşayan kimse) için de vardır. Bu Hanbelî dışındaki mezheplere göredir. Hanbelî’ye göre zımmîye şüf’a hakkı yoktur.