Abdülkâdir Geylani

By | 15 Nisan 2015

abdulkadir-geylani     Abdülkâdir Geylâni annesine, ilim yapmak üzere Bağdad’a gitmek istediğini söyledi. Annesi bir keseye kırk altın koyup keseyi elbisesinin koltuğuna dikti. Sonra oğluna:
“Eğer beni memnun etmek istiyorsan, hiçbir zaman yalan söyleme, doğruluktan asla ayrılma! Allah Teâlâ her zaman ve her yerde doğrularla beraberdir” dedi. O da annesine söz verdi ve Bağdad’a gitmek üzere bulunan bir kervana rastgeldi ve aralarına katıldı. Hemedan’ı geçmişlerdi. Bir müddet yol aldılar.
Arz-ı Tetrenk denilen yere geldiklerinde, önlerine anîden eşkıyalar çıkıp kervana saldırdılar. Bir anda sandıklar yere yıkıldı. Eşyalar yağma edilmeye başlandı. Eşkıyalar, kervandakilere birer birer sorup üzerlerinde ne buldularsa aldılar. Sıra Abdülkâdir Geylâni’ye geldi. Eşkıyalardan biri şaka olsun diye onu önüne çekip sordu:
- Fakir çocuk! Söyle bakalım, senin neyin var?
- Üzerimde yanlız 40 altın var.
Eşkıya inanmamıştı. Bırakıp gitti. İkinci bir eşkıya sorup, o da aynı cevabı alınca durumu reislerine bildirdiler.
Bu çocuk 40 altınım var, diyor, dediler.
Bu defa da reisleri sordu:
- Senin üzerinde ne var?
- Hırkamda dikili 40 altınım var.
Reisleri adamlarına dönerek:
- Açın bakalım! dedi. Adamları üstünü aradılar, içinde 40 altın bulunan keseyi bulup reislerine verdiler.
Eşkıya reisi hayretle sordu: Çocuk, sen neden üzerinde altın olduğunu söyledin? Abdülkâdir Geylânî: Ben evden ayrılırken anneme asla yalan söylemeyeceğime söz vermiştim. Kırk altın için sözümü bozar mıyım hiç?
Bu sözleri duyan eşkıya başının gözleri yaşardı. Abdülkâdir Geylânînin gözlerine bakıp onunla kendi yaşını ölçtü. Kendisinin bu yaşa kadar nice hıyanet ve zulümler işlediğini, bir gün Hakka yönelmediğini acı acı düşündü ve o güne kadar yaptıklarından pişman olup ellerini başına vurarak şöyle dedi: Biz de Allah’a söz vermiştik. Bunca zamandır şeytana uyup sözümüzü bozduk. Fenalık yaptık. Yarın Hak huzurunda acaba bizim halimiz ne olacak? Sonra arkadaşlarına dönerek: Arkadaşlarım! Bana bakın, beni dinleyin! Ben, bunca senedir Allah’a karşı olan sözümü bozdum. Ona isyan ettim. İçimden gelen bir pişmanlıkla bütün günahlarımdan tövbe ediyorum. Bundan böyle inşaallah, Allah’ın râzı ve hoşnut olmadığı bir şeyi yapmayacağım, dedi. Eşkıyalar hep bir ağızdan şöyle dediler:
- Efendimiz, reisimiz! Biz de senden ayrılmayız. Eşkıyalıkta reisimizdin, hidâyette de reisimiz ol!
Bunun üzerine kervandakilerden ne alınmışsa sahiplerine iâde edildi. Abdülkâdir Geylânî de tekrar yoluna devam ederek Bağdat’a vardı.