Monthly Archives: Haziran 2015

Peygamber Efendimiz Eşitliğe Önem Verirdi

peygamber-efendimiz-esitlige-onem-verirdiO, EŞİTLİK PEYGAMBERİYDİ.
Onun dünyasında sosyal tabakalara yer yoktu.
O, kulluk tabakasını getirdi.
Dostları oldu köleler, esirler.
Rengi kara denenler, onun ak kalpli gönüldaşlarıydılar. Herkese elini eşit olarak uzattı. Uzatılan elleri eşit olarak tuttu.
Zengini fakiri ayırt etmedi.
Siyahı beyazı seçmedi.
Esir ve hür herkes eşitliği yaşadı onun gönül dünyasında. Aynı hizada olmanın, aynı konumda durmanın mutluluğunu tattı.
O eşitlik peygamberiydi…
En önemlisi, kız ve erkek çocuklar arasındaki eşitliği sağladı.
Asırlık taassubu kaldırdı.
Onun için kız erkek ayırımı olamazdı çocuklar arasında. Kızına, oğluna eşit davrandı. Erkek evlatlarından çok kız evlatları tanındı. Onlar konuşuldu.
O buyurmuştu:
“Kimin iki kızı olur da bunları öldürmez, alçaltmaz, oğlan çocuklarını bunlara tercih etmezse Allah onu cennete koyar.”
Öldürmeme ile birlikte alçaltmama da esas alınmıştı. Alçaltmamanın uygulanması erkek çocuklarına tercih etmemekleydi. Yani eşitlikle. Eşit tutmazsan zaten alçaltılmış oluyordu kız çocuğu. Cenneti kazandıran bu peygamber uyarısı çoğu zaman nefislere zor geldi. Enelere zor geldi.
O, eşitlikçi bir babaydı…
O, her çocuğu, ayrı bir fert olarak gören bir babaydı.
O, çocuklarına Fert ismiyle davranan bir Babaydı (a.s.m.)…

Dört Mezhebe Göre Ariyet

dort-mezhebe-gore-ariyet- Mezhep imamları ariyetin teşvik edilmiş, sevap olan bir ibadet olduğunu ittifak etmişlerdir.

- (Ariyet mal telef olduğu takdirde) zararının karşılanması hususunda ihtilaf edilmiştir:

Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göre (telefi halinde) ariyetin zararını malı ariyeten alan öder.İster kendiliğinden, isterse kişiden kaynaklanan bir kusurdan dolayı telef olsun.

Hanefî mezhebine göre ariyet mal emanet durumundadır. Alan kişiden kaynaklanan kusurlu bir davranıştan dolayı olmadıkça telef olması halinde zarar ödenmez. Telef olma hususunda ariyet alanın sözü makbuldür. Hasan-ı Basrî, Nehaî, Evzaî ve Sevrî’nin görüşü de böyledir.

Malikî mezhebine göre ariyet malın telef olduğu kesinlikle belli olunca onu ariyet alan ödemez. Ariyet mal, ister hayvan, ister elbise, ister zinet eşyası -açık veya gizli ziynet için olsun- durum aynıdır. Ancak kendisinden kaynaklanan bir kusur sonucu telef olmuş ise öder. Bu, rivayetlerin en makbul olanıdır.
Katade ve başkalarına göre ariyeti veren alana (telef olduğu takdirde) zararın karşılanmasını şart koşarsa, şarta bağlı olarak zararı alan öder, şart koşulmamış ise ariyetin zararını alan ödemez.

Peygamber Efendimiz Yavrusunu Dualarla Teselli Ederdi

peygamber-efendimiz-yavrusunu-dualarla-teselli-ederdiONU, O KADAR ÇOK SEVİYORDU Kİ…
O, küçük yaşta anasız kalmış, boynu nadide ve narin çiçekler gibi bükülmüştü.
En küçük kızıydı…
Belki de küçüklerin farklı bir durumu vardı babaların yanında. Daha korunmasız ve daha güçsüzdüler büyüklere nazaran.
Fatıma da peygamberimiz için öyleydi.
Çok sevdiği yavrusunun yüzü hiç gülmedi bu dünyada. Hayatı hep zorluklarla geçti. Cennet kadınlarının efendisiydi; dünyanın çilekeşi…
Yine kederliydi genç Fatıma’sınm yüzü.
Solgun ve hastaydı. Yorgundu…
Üzerinde günlerce yemek pişmeyen bir ocak sahibiydi Fatıma… Açlıktan çoğu zaman sararıp solardı.
Yine öyle günlerden birisiydi.
Fatıma, yağmuru bulamamış bir gül gibiydi…
Yaprak yaprak dökülmüştü… Gülümsemesi kaybolmuş, yüzünün ışıltısı solmuştu. Gücünü ve rengini kaybetmişti.
Sevgili peygamberimiz, sararmış gülüne baktı. Dünyanın faniliğini göstererek, kendi hayatından örnek vererek sabır tavsiyesinde bulundu yavrusuna.
Ve dedi ki:
“Canım kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki; Allah Resulünün ocağında da üç gündür ateş yanmamıştır ey Fatıma! Gözümün nuru kızım, ben sana bir şeyler öğreteyim de sen onlara devam et. Bana da Cebrail öğretti.
Ya Evveliyn! Ya Zel Kuvvetil Metin! Ya Erhamel Mesakiyn! Ya Erhamer Rahimiyn!”
O, sebeplerden kaçıp asla giden bir babaydı…
O, çocuklarını her yerde hazır bulunan, her şeyi bilen ve gören olan Şehid isminin sahibi olana yönelten bir Babaydı (a.s.m.)…

Dört Mezhebe Göre Cuma Namazı – 14

dort-mezhebe-gore-cuma-namazi-14- Davud-u Zahirî ve Hasen dışında tüm fukahaya göre gusletmek sünnettir. Müstehap olan tam cumaya gitmek üzere iken gusletmektir. Hanefî, Şafiî ve Hanbelî’ye göre (cuma için) gusletmenin caiz olmasının vakti şafaktan itibarendir. Malikî’de cumaya giderken cuma için gusletmek müstehaptır. Cuma için gusletmenin müstehap olması cuma kılana göredir. Ebu Sevr’e göre (cuma için) gusletmek cumayı kılana da kılmayana da müstehaptır.

- Cünüp olan bir kimse cuma için gusledip cünüplükten temizlenmeye de niyet etse her ikisi için de gusül geçerli olur. Bu Malik dışındaki imamlara göredir. Malik’e göre ise bu durumda gusül her ikisi için de geçerli olmaz.

Dört Mezhebe Göre Vedia – 2

dort-mezhebe-gore-vedia-2- Bir kimse para dışında elbise veya hayvan gibi bir şeyi vedia olarak birisine bıraktığında, bırakılan kimse vediayı (elbiseyi giymek, hayvana binmek gibi bir surette) kullanarak, korumanın dışında bir şey yapsa fakat (bir şey olmadan) yine korunduğu yere değil de bir başka koruma yerine bıraksa:

(Malikî alimlerinden) Kadı Abdulvehhab diyor ki: “Bu hususta Malik şöyle demiştir: Hayvanı binmek suretiyle kullanır ve (koruma yerine) iade ederse, hayvanı korunması için bırakan sahibi, bıraktığı kimseye değerini ödetmekle, bindiği süre için kirasını almak arasında serbesttir. Malik hazretleri böyle kullanılıp geri korunduğu yere iade edildikten sonra hayvan telef olsa hükmün ne olacağını bildirmemiştir. Fakat kullanmadan sonra hayvanın sahibi kıymetini ödetme görüşüne göre hareket etmiş ise korumak için bırakılan kişinin hesabına telef olur, zararı koruyan öder. Bindiği sürenin ücretini alır görüşüne göre hareket ederse vediayı bırakanın hesabına telef olur. Koruyanın zarar ödemesi gerekmez. Malik elbise hakkında bir şey söylememiştir. Elbisenin vedia olarak bırakıldığı kimse onu giyse,fakat yıpranma olmasa, daha sonra koruma yerine iade edildiğinde elbise (herhangi bir sebeple) telef olsa nasıl hareket edecektir? Benim nefsimde kuvvetlilik kazanan kanaat odur ki vedia olarak bırakılan şey tartı ve ölçüye gelmez şeylerden ise, dolap ve elbise gibi, onu (korumakta olan kimse) kullansa ve o şey telef olsa, gereken şey onun kıymetini ödemektir, benzerini vermek değil. Zira o kullanmakla o şeyi emanet olmaktan çıkarmış ve haddini aşmıştır. Kullandıktan sonra koruma yerine iade etmesi hiçbir surette tazminat (zarar ödeme) sorumluluğundan düşürmez.” Şafiî ve Ahmed b. Hanbel de bu görüştedirler.

Ebu Hanife’ye göre vediayı koruyan kimse haddi aşarak onu kullansa ve aynen koruma yerine iade

Peygamber Efendimizin Altı Çocuğu da Ölmüştü

peygamber-efendimizin-alti-cocugu-da-olmustuPEYGAMBERİMİZ, DÖRT KIZ, üç erkek çocuk babasıydı. Yedi çocuk ona “baba” dedi, “babacığım” dedi, “babam” dedi.
Yedi çocuk, onun sevgi dünyasına herkesten farklı girdi. Şefkat dünyasında herkesten farklı yer aldı. O, yedi çocuğa “yavrum” dedi.
Bu yedi çocuktan altısı peygamberimiz hayatta iken öldü.
Altı çocuğu kendi yolcu etti ahirete.
Beşini kendi koydu kabre. (Hz. Rukiyenin vefatında Bedir savaşında olduğu için ölümünü de, gömülüşünü de görememişti.)
Altı çocuk, üçü küçük, üçü büyüktü. Altı yavrunun kabri başında oturdu…
Şefkat pınarlarından damlalar döktü hepsi için. Altı yavruyu özledi. Altı yavrunun hasretini duydu.
Evlat acısının ne demek olduğunu, nasıl bir yürek acısı, nasıl bir kalp sızısı olduğunu bilen sevgili baba, kendi gibi olanlara müjdeledi:
“Kim büluğa ermemiş üç çocuğu önden gönderirse bunlar kendisi için ateşe karşı muhkem bir kale olurlar.”
Sevgili babanın üç oğlu, büluğdan önce vefat etmişlerdi.
Altı gönül bağı kopmuştu bu dünyadan. Altı sevgi yumağı ayrılmıştı yanından.
Sevgili baba yine müjdeledi:
“Allah buyurdu:
‘Dünya ehlinden sevdiğini aldığım bir kulum, onun sevabını umarak sabreder, rıza gösterirse mükâfatı ancak cennettir.’ ”
İbn-i Hacer’in rivayetinde tek çocuk da dahildir der.
O, hiçbir babanın etmediği kadar, edemeyeceği kadar sabretti evlatlarının yokluğuna. Çünkü O, çocuklarını hiçbir babanın sevemeyeceği kadar çok seviyordu.
Yamandı ayrılık gerçekten. Hele de yürek tomurcuğu çocuktan.
Peygamberimiz, insanlığın, tüm duyguları en fazla hissedeni olduğu için tüm acıları, en keskini ve en dayanılmazıyla o hissetti.
Bir daha kucağına tırmanamayacak olan, minik ayak seslerini duyamayacağı, temiz soluklarının serinletici temasını yanaklarında duyamayacak üç küçük erkek yavrusu için üzüldü. Üç tane de gençliklerinin, evliliklerinin baharında dünyadan ayrılan üç genç gül fidanı için arkalarından gözyaşı döktü.
Hep sabretti O. Hep, O bir tek olana, eşsiz ve benzersiz olana, her şey kendisine muhtaç olana dayandı…
Sabretti O…
Dayanacak, güvenecek, sabır dilenecek O’ndan başka bir varlık olmadığını hayatında yaşadığı acılarla gösterdi.
Sabreden bir babaydı O…
Samed ismiyle her şeyin Ona muhtaç olduğunu bilen bir Babaydı… Çocuklarının da…
O altı çocuğunun arkasından ağlayan bir Babaydı (a.s.m.)…

Dört Mezhebe Göre Cuma Namazı – 11

dort-mezhebe-gore-cuma-namazi-11- Mezhep imamları cumanın gerçekleşmesi için iki hutbe (birinci ve ikinci hutbe)nin şart olduğunda ittifak etmişlerdir. Kendisinden önce iki hutbe okunmayan cuma namazı sahih değildir.
Hasan-ı Basrî’ye göre bu iki hutbe sünnettir. Adet olduğu üzere hutbe denilebilecek kadar beş rüknü içine alacak bir hutbe olması kesinlikle gereklidir. Bu rükünler şunlardır:

a – Allah’a hamd-ü sena etmek,

b – Peygamber’e salat-ü selam getirmek,

c – Takva tavsiyesinde bulunmak,

d – Kur’an’dan bir âyet okumak,

e – Müslümanlara dua etmek.

Bu sayılanlar Şafiî’ye göredir. Ebu Hanife’ye göre hutbe okuyan kimse “Sübhanellah” veya “La ilahe illallah’’ derse hutbe olarak yeteri id ir. Şayet “El hamdü lillah” deyip (minberden) inse kafi gelir, başka şeyler (söylemesine veya okumasına) ihtiyaç yoktur. Bu hususta iki öğrencisi Ebu Hanife’ye muhalefet edip şöyle demişlerdir:
“Adet olarak hutbe adı verilecek kadar sözün söylenmesi mutlaka gereklidir.”
Malikî’ye göre iki rivayet vardır: Birisi Ebu Hanife’nin görüşü gibi, diğeri talebelerininki gibidir. Ki hutbenin ehemmiyeti olan kelimelerden meydana gelmesi gerekir.

Dört Mezhebe Göre İkrar – 8

dort-mezhebe-gore-ikrar-8- Bir kimse (örnek olarak) Ali’nin Ahmet’e bin dirhem borcu olduğuna şahitlik etse, ikinci bir şahit borcun iki bin dirhem olduğuna şahitlik etse, bu iki şahidin şahitliği ile (her şahit ayrı ayrı miktarlar üzerine şahitlik etmesine rağmen) Ahmed’in bin dirhem alacağı kesinleşir. Bununla beraber Ahmed’in ikibin olarak şahitlik yapan kimsenin şahitliğine ilaveten yemin etmesi gerekir. Bu Malikî, Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göredir. Ebu Hanife’ye göre bu şahitliklerle Ahmed’in hiçbir alacağı sabit olmaz. Zira Hanefî mezhebine göre tek şahit ve yeminle hükmetmek yoktur.

Peygamber Efendimiz Bencil Bir Baba Değildi

peygamber-efendimiz-bencil-bir-baba-degildiO HEP BAŞKALARI İÇİN DİLEDİ.
Hiç “ben” demedi.
“Ben” demeyen babanın, çocuğu da bencil olmadı, ben demedi.
Fatıma’nın nikahı olmuştu. Kız için adet olan mihr çok az bir miktar olarak kararlaştırılmıştı.
Fatıma, nikahında, hiç dünyevilik olmasını istemedi. Dünyevi olan bir karşılık onun içine sinmedi. Onun evliliğini Rabbi dilemişti, nikahını madem ki Rabb’i kıymıştı, mihrini de O vermeliydi.
Öyle de oldu…
Hz. Fatıma, bu mübarek nikahın her kesitini mübarekleştirdi, dünyevilikten uzaklaştırdı.
Babasına dedi:
“Ey Allah’ın Resulü! Herkes altın ve gümüş alarak evleniyor. Ben bunu istemiyorum. Allah’tan benim evlilik akçem olarak ümmetin asileri için şefaat etmemi iste.”
Sevgili baba kızının isteğini ulaştırdı dua olarak Rahmetin sahibine.
Ümmete rahmet isteğine rahmet, Rahmet sahibinden Cebrail ile gönderildi.
Allah, Fatıma’nın isteğini kabul etti. Cebrail, Allah Resulünün yanma, nurdan bir ipekle geldi.
Peygamberimize dedi:
“Bunu, Fatıma’ya ver.”
Allah, Fatıma’nın isteğini, nurdan bir ipek üzerinde göndermişti. Bu ipek üzerinde şöyle bir yazı vardı:
“Allah, Fatıma bint-i Muhammed’in mehrini, asi ümmetine şefaat olarak kıldı.”
Rabbinin hediyesini, Hz. Fatıma, titizlikle sakladı. Vefatında da kefeninin içine koydurdu.
Baba bencil olmazsa, çocuk da bencil olmuyordu. Baba “ben” demezse, çocuk da “ben” diyemiyordu.
O, çocuklarına benliği öğretmeyen bir babaydı…
O, çocuklarını, isteklere cevap veren Mucib isminin sahibi olan Zata götüren bir Baba idi (a.s.m.)…

Dört Mezhebe Göre Cuma Namazı – 8

dort-mezhebe-gore-cuma-namazi-8Yolcu ve köle cumanın farz olmasında sebep olabilir mi?

Ebu Hanife, Şafiî ve Eşheb’in rivayetine göre Malik yolcu ve kölenin cumayı kıldıkları takdirde o günün öğlesinin farzının onlardan düşmesinin caiz olduğunu söylemişlerdir.

İbn-i Kasım’ın rivayetine göre Malik ve bir rivayete göre Ahmed b. Hanbel bunun caiz olmadığını söylemişlerdir.

- Çocuk cuma namazı kıldırabilir mi?
Şafiî’ nin bu hususta iki görüşü vardır:

Birincisi, çocuk (cuma kıldırma hususunda) baliğ kimse gibidir.

İkincisi kıldıramaz. Çünkü çocuk, cuma kılmakla ondan öğlenin farzı düşmez, zira ona öğle farz değildir.
Şafiî’nin ikinci görüşü Hanefî, Malikî ve Hanbelî’nin de görüşüdür. Zira bunlar çocuğun herhangi bir farz namazı kıldıramayacağı görüşündedir. Buna göre cumayı hiç kıldıramaz. Şafiî ulemasının çoğunluğuna göre caizdir. İmamu’l-Harameyn diyor ki:

“İhtilaf cumayı kılacak cemaatin (ki Şafiîde bu sayı kırk kişidir) namazı kıldıracak çocuk dışında tamam olması durumundadır. Eğer sayı o çocukla tamamlanıyorsa çocuğun kıldırdığı cuma sahih olmaz/’