Monthly Archives: Nisan 2015

Oruçlunun Gözünü Muhafaza Etmesi

oruc-gozGöz, Allah’ın insana verdiği en kıymetli azalardan biridir. Görmesini, tefekkür etmesini, dış dünya ile olan alâkasını sağlayan şey insanın gözüdür. Kafaya ve kalbe giden şeyler gözlerden süzülerek giderler. Adeta onların ilk kapısıdır göz. İnsan, hususiyle de oruçlu olduğu zaman gözünü zehirli ok hükmünde olan haramlardan, kalbi meşgul edebilecek mâlâyani şeylerden muhafaza etmelidir. Allah Resulü: “Harama bakmak, lanetlenmiş şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Kim Allah’tan korktuğu için onu terk ederse, Allah (c.c.) o kuluna kalbinde tatlılığını hissedebileceği bir iman ihsan eder.” buyurarak gözle girilecek günahlara dikkatleri çekmiştir.

Doğum Kontrolüne Duyulan Tepki

dogum-kontrolune-duyulan-tepki    Doğum kontrolünün ortaya çıkardığı sonuçlar karşısında Batılı düşünürler endişe ve üzüntüye kapılarak kendi toplumlarını uyarmışlardır. Doğum kontrolüne karşı birtakım hareketler ortaya çıkmış ve yavaş yavaş toplumları üzerinde etkili olmaya başlamışlardır.
Dr. Alexis Carrel, İnsan Bu Meçhul adlı eserinde şöyle diyor:
“Şurası bir gerçektir ki günümüze kadar insanlar, doğumun bir kadın için ne kadar önemli bir vazife olduğunu anlayacak kadar fikir olgunluğuna hâlâ ulaşmış değiller. Kadının, bu vazifeyi yerine getinneksizin olgunlaşması imkânsızdır. Onları doğum yapmaktan alıkoymak, çocuk bakımını bir yük zannetmek öyle büyük bir ahmaklıktır ki hiçbir akıl sahibi böyle bir serseriliğe yeltenmez.” Dr. Alexis Carrel’in, İnsan Bu Meçhul eserindeki şu görüşlere dikkat ediniz: “Denilebilir ki dişiler, en azından memeli hayvanlarda, ancak bir veya birkaç gebelikten sonra tam bir gelişme gösterirler. Çocuğu olmayan kadınlar, daha az dengeli ve ötekilere nazaran daha sinirlidirler. Doğum fonksiyonunun kadın üzerindeki önemi, genel olarak pek bilinmez. Bu fonksiyon, onun tam gelişmesi için zaruridir, işte bundan dolayı da kadının ana olmasını önlemek saçmadır. Genç kızlara, erkeklere verilen fikrî formasyonun, hayat tarzının ve idealin aynısı verilmemelidir. Terbiyeciler, erkek ve kızların organik ve dimağı farklarını, bunların tabii rolünü dikkate almalıdırlar. İki cins arasında değişmez ayrılıklar vardır. Medenî dünyanın kuruluşunda bunu hesaba katmak şarttır.
Kadınların erken yaşta, gençken evlenip anne olmaları gerekir. Böylece çocuklarından zaman mesafesi ile ayrılmazlar. Bu mesafeyi, ne kadar çok olursa olsun sevgi bile dolduramaz.
Çocuklara verilen terbiyenin daima dikkatli bir yönü olmalıdır. Bu yön, çocuğa ancak anne ve baba tarafından verilebilir. Yalnız anne-babalar, özellikle anne; çocuğun yönelimini, terbiyenin gayesini teşkil eden fizyolojik ve zihnî özellikleri belirmeye başladıkları andan itibaren müşahade eder. Modern toplum, en küçük yaştan itibaren aile terbiyesi yerine okul terbiyesini vermekle çok ciddi bir hata işlemiştir. Buna, kadınların ihaneti yüzünden mecbur olmuştur. Çünkü kadınlar, kendi meslekleriyle, ihtiraslarıyla, cinsel zevk ve eğlenceleriyle, edebî ve artistik fantezileriyle meşgul olmak ya da sadece briç oynamak, sinemaya gitmek, telaşlı bir tembellik içinde vakit geçirmek için çocuklarını, çocuk bahçelerine, çocuk yuvalarına terk ediyorlar. Böylece çocuğun yetişkinlerle birlikte büyüdüğü ve onlardan çok şey öğrendiği aile ocağının sönmesine sebep olmuşlardır. Köpek bakım yerlerinde kendi yaşlarında hayvanlarla büyüyen köpek yavruları, anneleriyle serbestçe dolaşarak büyüyen köpek yavrularından daha az gelişiyorlar. Diğer çocukların kalabalığı arasında kaybolan çocuklarla, zeki yetişkinler arasında büyüyen çocuklar için de durum aynıdır. Çocuk; fizyolojik, hissî ve zihnî faaliyetlerini muhitinin faaliyetlerine kolayca uydurur. Bundan dolayı, kendi akranı olan çocuklardan az şey alır. Bir okulda sadece bir birim haline getirildiği zaman iyi gelişmez. Fert, ilerlemek için nisbî bir yalnızlık ve küçük aile ocağının dikkatini ister.
insan ve fert kavramlarının karışıklığından doğan diğer bir hata da demokratik eşitliktir. Demokratik eşitlik denen bu dogma, vücut ve şuur yapısını hesaba katmıyor. Konkre bir vakıa olan ferde uymuyor. Elbette insanlar eşittirler. Fakat fertler eşit değildirler. Kadın ile erkek cinsi de eşit değildir. Bütün bu eşitsizlikleri bilmemek çok tehlikelidir. Ferdin gerilemesinden, geniş ölçüde sorumlu olan eşitlik masalı, sembol aşkı, konkre vakıanın ihmalidir. Aşağı olanları yükseltmek mümkün olmadığı için, insanlar arasında eşitliği meydana getirmenin tek çaresi, onların tümünü en aşağı seviyeye indirmek idi. Böylece şahsiyetin kuvveti kayboldu.
İşte bu esasları bilmemek, feminizmin öncülerini iki cinsin aynı terbiye, aynı meşgale, aynı yetki ve sorumlulukları alabilecekleri inancına sevk etmiştir. Gerçekte kadın, erkekten önemli derecede farklıdır. Kadının vücudundaki hücrelerin herbiri, kendi cinsinin izlerini taşır. Organik ve özellikle sinir sistemleri için de durum aynıdır. Fizyolojik kanunlar da yıldızlar âleminin kanunları kadar sert ve merhametsizdirler. Onların yerine İnsanî arzuları koymak imkânsızdır. Onları oldukları gibi kabul etmek zorundayız. Kadınlar, kabiliyetlerini kendi tabiatları istikametinde geliştirmeli, erkekleri taklit etmeye kalkmamalıdırlar. Medeniyetin ilerlemesinde kadınların rolü, erkeklerin rolünden daha yüksektir. Bu rolü terketmemeleri gerekir.
Evlenme, muhakkak geçici bir birleşme olmaktan kurtarılmalıdır. Erkekle kadının beraberliği. b’<~ olmazsa çocukların himayeye muhtaç olmayacakları bir zamana kadar devam etmelidir. Terbiyeye, özellikle de genç kızların terbiyesine çok dikkat edilmelidir. Evlenmeye, boşanmaya ait kanunlar, gelecek neslin menfaatini gözetmelidir. Kadınlar; doktor, avukat yahut profesör olmak için değil, kendi çocuklarını üstün vasıflı insanlar olarak yetiştirmek için yüksek bir terbiye almalıdırlar. Okul, anne-babanın verdiği ferdî terbiyenin yerini tutamaz. Terbiye konusunda anne ve babanın, vazgeçemeyecekleri bir fonksiyonu vardır ve buna hazırlanmaları gerekir.”

Oruçlu İftar Vaktinde Dua Etmelidir

oruclu-iftar-vaktinde-dua-etmelidirBirtakım kimseler vardır ki, dualarına icabet edilir, elleri geriye boş olarak dönmez. İşte bunlardan birisi de iftar vaktinde ellerini Cenab-ı Allah’a açıp yalvaran insandır. Zira Peygamberimiz (aleyhissalatu vesselâm): “Üç kişi vardır ki, bunların duaları reddolunmaz. Bunlar, oruçlunun iftar vaktindeki duası, adil olan imamın duası ve bir de mazlumun duasıdır.” buyurmuşlardır. Efendimiz (aleyhissalatu vesselâm)’in iftar vaktinde okuduğu dua ise şöyledir: “Allah’ım; senin rızan için oruç tuttum, senin rızkınla orucumu açtım. Susuzluk gitti, damarlar ıslandı. İnşaallah ecir ve sevap da sabit oldu.”

Doğum Kontrol Sonrası Doğum Oranında Görülen Düşüş

dogum-kontrol-sonrasi-dogum-oraninda-gorulen-dusus   Doğum kontrolü ve aile planlamasının başladığı tarihten bugüne kadar çeşitli Avrupa ülkelerinde görülen doğum oranlarındaki sürekli düşüşün, başlıca sebeplerinden biri de hiç kuşkuşuz ki gebeliği önleme çalışmalarıdır. Ingiltere’de tutulan genel nüfus kayıtlarına göre, doğum oranında görülen % 70 nisbetinde ki düşmenin gerçek sebebi, hamileliğe karşı alman çeşitli tedbirlerin ve ilaçların halk arasında yaygın bir şekilde kullanılmasıdır. İngiliz Ansiklopedisi de aynı gerçeği teyid ederek çeşitli Avrupa ülkelerinde doğum oranlarında müşahade edilen azalmanın, daha ziyade gebeliği, sun’i şekilde önleme hususundaki çalışmalardan ileri geldiğini kaydetmiştir.
Prof. Cole G. D. H. bu hususta şöyle demektedir: “Eğer biz hâlâ nüfus azlığı politikasını devam ettirmek gibi bir ahmaklıkta ısrar ödersek, şunu iyice bilmeliyiz ki; nüfus azlığı, ne ülkemizdeki işsizlik proplemini ortadan kaldırır, ne de toplumun yaşam seviyesini yükseltir. Bu gidişin, iktisadı tesirleri ve sonuçlan ise şüphesiz ki çok kötü olacaktır. Çünkü, toplumda yaşlıların nisbeti, gün geçtikçe artmakta, buna mukabil gençlerin nisbeti azalmaktadır. Bu da, fabrika ve iş sahiplerinin, daha uzun müddet yaşlıları çalıştırmak zorunda olacağı anlamına gelir. Çalışan sınıf içinde büyük miktarda yaşlı kimselerin bulunması ise, üretim sistemimizin sürekli değişen durum ve ihtiyaçlarına ayak uydurmasını sağlamak bakımından zaruri bir önem taşıyan elastikiyet unsurunu yok edecektir. İşte bütün bu sebeplerledir ki, vazifemiz, her türlü imkân ve çareye başvurarak nüfusun azalması felâketine karşı çıkmaktır.”
Yine, Batılı bir tarihçinin sözlerine kulak verelim: “Müsrif ve sefil bir milletin hayatına son vermenin bir yolu da, doğum oranını düşürmek için çalışmaktır. Zira, cins! arzularına uyarak hayvanlığını kendisine kılavuz edinen ve cinsî arzuları uğruna mesuliyet hislerini koparan, İktisadî bolluk içinde hayat sürebilmek için öz yavrusunu kendisine engel gören, çocuksuzluğu tercih ederek neslinin devamını düşünmeyen milletlerin yok olması, -tabiat kanunları gereğince- kaçmılmazdır.”
Mr. Colin Clark şu sözleriyle doğum kontrolünün siyasî ve medenî yönlerine dikkat çekmiştir:
“Geleceğin tarihçisi, asırların penceresinden baktığında hiç şüphesiz XIX. asrın başlarında Fransa’nın, XIX. asrın sonlarında da İngiltere’nin dünya üzerindeki siyasî nüfuz ve otoritesinin, önce zayıfladığını sonra da kaybolduğunu görecektir.”

Oruçlu İftarı Su veya Hurma ile Açmalıdır

oruclu-iftari-su-veya-hurma-ile-acmalidirOruçlu bir kimsenin iftarını hurma veya su ile açması sünnettir. Allah Resulü iftarını varsa hurma ile, o da yoksa su ile açardı. Daha sonra da akşam namazını eda ederdi. Hz. Enes’in (r.a.) naklettiğine göre: “Resulüllah (aleyhissalatu vesselâm) namaz kılmadan önce birkaç tane yaş hurma ile iftar ederdi. Eğer yaş hurma bulunmazsa kuru hurma ile iftar ederdi. Eğer kuru hurma da yoksa birkaç yudum su içerdi.” Süleyman
b. Amir’in rivayetine göre ise Allah Resulü (s.a.s.) şu tavsiyede bulunmuştur: “Sizden biriniz oruçlu olduğunda hurma ile iftar etsin. Şayet hurma bulamaz ise, su ile iftar etsin. Zira su çok temizleyicidir.”

Oruçlu İftarı Hemen Yapmalıdır

Aoruclu-iftari-hemen-yapmalidirkşam vakti girdiği zaman oruçlunun hemen iftar etmesi sünnettir. Resulü Ekrem önce iftar yapar daha sonra akşam namazını kılardı. İftarı vakti gelince hemen yapmada insanlara karşı gösterilen şefkat ve merhamet vardır. Sabahtan akşama kadar aç duran insanları, vakti girdiği halde, iftarı tehir ederek zor duruma sokmayı, İslâm’ın engin şefkatiyle telif etmek zordur. Ayrıca bunda, Cenab-ı Allah’ın davetine icabette acele etme, müstağni davranmama manası da vardır. Bunun için Peygamber Efendimiz, ümmetini iftarda acele etmeye teşvik etmiş, onu gözünün nuru olan namazın dahi önüne almıştır. Bir hadislerinde: “İnsanlar iftarı acele yapmaya devam ettikleri sürece, hayır üzerindedirler.” buyurmuşlardır.

Doğum Kontrolü Sonucunda Fuhuş ve Bulaşıcı Hastalıklar

dogum-kontrolu-sonucunda-fuhus-ve-bulasici-hastaliklar     Doğum kontrolü ve aile planlaması hareketleri sonucunda Batı ülkelerinde fuhuş ve bulaşıcı hastalıklarda korkunç bir patlama görülmüştür. Kadınların, -Allah (cc) korkusundan sonra- ahlâklı olmalarını ve iffetlerini korumalarını temin eder, iki faktör vardır. Bunlardan biri, içlerinde bulunan fıtrî utanma ve haya duygusu; diğeri de gayrimeşru çocuk doğurarak toplumda rezil, kepaze olma endişesidir.
Fakat ne yazık ki günümüzün medeniyet anlayışı kalplerdeki utanma ve haya perdesini yırtınıştır. Erkek ve kadınlar, dans salonlarında, diskoteklerde, sazlı içkili gazinolarda, plajlarda çırılçıplak ve sarmaş dolaş hale geldikten sonr: utanma ve hayadan eser kalır mı? Gayrimeşru çocuk doğurma korkusuna gelince, o da doğum kontrolü ve aile planlaması taraftarlarının her yana yayıp devlet kanalıyla meşrulaştırdıkları ve uygulattıkları sakat fikirler ve hamileliği önlemek için geliştirdikleri tıbbî çareler sayesinde, eski çağlara ait modası geçmiş bir anlayış olarak görülmeye başlanmıştır. Bu nedenle, erkek ve kadınlar, sanki zina işleme müsaadesi almışlar gibi, bol etek serbestliğine ermişler.
Fuhuş ve zinanın bulduğu revaç nisbetinde de toplumda frengi, bel soğukluğu gibi hastalıklar yayılmıştır.
İngiltere’de her yıl evlilik dışı doğan piç çocuk sayısı 80.000’den fazladır. Deccesan Conference (Diosejan Konferansı) raporlarından anlaşıldığına göre. 1946 senesinde doğan her 8 çocuktan bir tanesi piçtir. Yine aynı yıl. 100.000’den fazla.
Dr. Oswald Schwarz şöyle diyor:
“İngiltere’de her yıl ortalama olarak 80.000’e yakın kadın piç doğurmaktadır ki bu, helal süt emen çocukların üçtebiri (1/3) demektir. Yine ortalama olarak her 10 kadından 1 tanesi evlilik dışı cinsel ilişkilerde bulunmaktadır. (…) Fakat, hemen şunu hatırlatalım ki, bu rakamlar, gerçeği tam olarak göstermemektedir. Bunlar sadece, hamileliği engelleyici bütün tedbirlerin alınmasına rağmen kazaen gebe kalmış ve doğurmuş olanların sayısıdır. Yani bu istatistikler, olayların hepsini değil, pek az bir kısmını kapsamaktadır.”
Bugün Amerika’da gebeliği önleyici ilaç ve aletlerin satışında görülen fazlalık dehşet verici boyutlara ulaşmıştır.
Meşhur tarihçi ve sosyal bilimler uzmanı Dr. Sarroken, Amerika’daki gayrı meşru cinsî münasebetlerden bahisle aşağıdaki rakamları vermektedir:
Evlenmeden önceki gayrimeşru ilişkiler: Erkeklerde % 27’den %87’ye, kadınlarda % 7’den % 50’ye yükselmiştir.
Evlenmeden sonraki gayrimeşru ilişkiler: Erkeklerde % 10’dan % 45’e, kadınlarda % 5’ten % 26’ya yükselmiştir.
Piç çocukların sayısı: 1927 yılında binde 28 iken, 1947 yılında binde 38,7’ye yükselmiştir.
Senelik kürtaj ameliyatının sayısı 33.300 ila 100.000 arasındadır.
Dr. Sarroken şöyle diyor:
“Günbegün azgınlaşan bu şehvanî sel ve serbestinin fert, toplum ve millet üzerinde bırakacağı kötü tesirleri ve neticeleri, tek tek sayıp dökmeye bilmem lüzum var mı? Siz buna isterseniz ‘cinsel özgürlük’ deyin, isterseniz cinsel anarşi ve başıboşluk’ deyin; tarihin şehadetiyle de sabittir ki bunun neticesi, herhangi bir inkılabdan daha müessir, daha sürekli ve daha korkunçtur.”
Cinsel anarşiden doğan hastalıklarda sürekli bir artış görülmektedir. Amerikan Genel Halk Sağlığı Bürosu’nda çalışan Operatör Dr. Thomas Paran, frengi hastalığı için şöyle diyor: “Bu hastalık, çocuk felcinden yüz misli daha korkunç ve daha zararlıdır. Frengi, Amerika için kanser, ince ağrı hastalığı ve akciğer iltihabı kadar tehlikelidir. Her dört Amerikalıdan biri, frengi yüzünden, ya doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak ölümün pençesine düşmektedir.”
Dr. Thomas Paranın yukarıdaki görüşünü ele alan Prof. Bal Lydas onu teyid ederek şöyle demektedir:
“Bugün, Amerika’nın bütün şehirlerinde frengi ve bel soğukluğu, anlatılmaz bir hızla yayılmakta ve ortalığı kasıp kavurmaktadır. Bu hastalıkların en çok görüldüğü kimselerse, yaşları 20’den aşağı olan genç kız ve erkeklerdir. Maalesef gerçek budur. Bu hastalıklara yakalananların yarısını gençler oluşturmaktadır.” Bunlar, yalnızca Amerika ve İngiltere’de değil, tüm Avrupa ülkelerinde görülmektedir. Diğer ülkeler hakkındaki istatistikler incelendiğinde korkunç tablo görülebilir.

Oruç Tutan Sahuru Geciktirmelidir

oruc-tutan-sahuru-geciktirmelidirOruçlunun dikkat etmesi istenen davranışlardan birisi de, sahuru son vaktine kadar tehir etmesidir. Bu tehirde, Peygamber Efendimizin ümmetine karşı gösterdiği şefkat ve merhamet vardır. Zira bazı bünyeler uzun süre açlıktan fazlaca muzdarip olabilirler. Dolayısıyla sahurun son vaktine kadar geciktirilmesi, oruç süresinin az da olsa kısalmasını sağlar. Ayrıca sahura gecenin başlangıcında veya biraz daha sonraki vakitlerde kalkılması, sabah namazının kaçırılmasına sebep olabilir. Son vaktine tehirinde ise, sabah namazının vakti yakın olduğundan kaçırılmaması ihtimali daha büyüktür. Bu mevzuyla alâkalı olarak Efendimiz (aleyhissalatu vesselam): “İftarı acele yapıp, sahuru te’hir ettikleri müddetçe ümmetim hayır üzerindedir.” buyurmuşlardır.

Doğum Kontrolünün Neticeleri

dogum-kontrolunun-neticeleri   Doğum kontrolü cereyanının yüz yıl içinde geçirdiği safhalara ve doğum kontrolünün neticelerine bir göz atmakta fayda vardır.
Doğum kontrolünün en yaygın olduğu sınıflar, yüksek ve orta sınıftır. En az olduğu sınıf ise fakirlerin oluşturduğu alt sınıftır.
İşçi ve çiftçiler arasında doğum sürekli artarken, yüksek ve orta sınıf arasında düşmektedir. Bu gidişle, yüksek ve orta sınıfın zamanla yok olması kaçınılmazdır. Böyle bir belaya müptela olan bir milletin ise, hayatiyetini koruyamayacağı ve istiklalini devam ettiremeyeceği açıktır. Bugün Batı ülkeleri bu tehlikeyle karşı karşıya bulunuyor.
Kaçınılmaz sonucu idrak eden Batılı düşünürler feryat etmeye başlamışlardır. Mr. Aldous Huxley, “Cüretkâr Yeni Dünyayı İkinci Ziyaret” isimli kitabında şöyle diyor:
“Gebeliği önlemek için keşfolunan yeni ilaçlara, bulunan yeni ve pahalı tedavi usûllerine rağmen ve belki de bu yüzden, genellikle halkımızın sağlık seviyesi her gün biraz daha düşecektir. Sağlık seviyesinin düşmesiyle, bunun tabii bir neticesi olarak aklî ve fizikî durumları da bozulup kötüleşecektir.”
Bertrand Russel de şöyle demektedir:
“İngiliz, Fransız ve Almanlar sürekli azalıyor. Buna karşılık, onlardan daha az medenî olan ve tarihî bir geleneğe sahip olmayan birçok millet, varlıklarını ve nüfuzlarını tesbitle yeryüzünde her gün biraz daha fazla artmakta ve yayılmaktadırlar. îngilizlerde, Fransız ve Alınanlarda ise nüfus artışı, yalnızca aşağı tabaka arasında görülmektedir. Bu tabakanın ise zekâ, kültür ve uzak görüşlülükten nasipleri olmadığı meydandadır.
Roma İmparatorluğunda miladi II. III. ve IV. yüzyıllarda ortaya çıkan zekâ, kültür, kuvvet, hayatiyet düşüklüğünün gerçek sebepleri hâlâ anlaşılamamış olmakla beraber, o gün Roma medeniyetinin ortadan kalkmasına neden olan sebeplerin, bugün bizim medeniyetimizin başına gelenlerle aynı olduğunu gösteren deliller vardır. Evet aynı hatalar…
Hiç gurur ve inkâra sapmadan kabul edelim ki İktisadî sistemimizde ve ahlâkî seviyemizde esaslı bir değişiklik yapılmayacak olursa, halkımızın ahlâk ve işlerinde hızla; en geç iki veya üç nesil sonra mutlaka çok çirkin ve çok kötü değişiklikler olacaktır. Çünkü zekâ, kültür ve teknik yönden bilgi ve ihtisas sahibi olan sınıflardaki azalma, diğer sımflardakinden daha çoktur. Eğer bu korkunç sona, her gün biraz daha yaklaşmaktan kurtulmak istiyorsak, doğum konusundaki tutumumuzu, her ne pahasına olursa olsun mutlaka değiştirmeliyiz. Zira doğum kontrolü sebebiyle sınıflar arasındaki denge kaybolmaktadır. Zekâ ve enerji sahibi kimseler her gün biraz daha azalmakta, bunun neticesi olarak da ihtiyarlarla çocukların sayıları arasındaki denge korkunç bir şekilde bozulmaktadır. Bunun İktisadî ve medenî tesir ve sonuçları, son derece geniş ve üzücü olacaktır.
Eğer bir millet içinde çocuklar azalır, ihtiyarlar çoğalırsa, yeni ve taze kan bu milletin hayatında gerekli normal dolaşımı yapamıyor demektir. Çocukların azalmasıyla, yalnız tüketim maddelerine olan rağbet azalmakla kalmaz, ayrıca ilerleme, hareket ve aksiyon yerine milletçe donukluğa, uyuşukluğa ve tembelliğe düşeriz. Nesiller daha çok çalışıp yeni ve taze bir güçle ilerleyip merhaleler katedecekleri yerde sarsılıp tökezlerler. Tehlikeli haller ve zorluklar karşısında dayanamaz, metanetleri kırılarak irade zaafına uğrarlar. Kendilerinde asil, ulvî ve mukaddes mefkûreler için artık hiçbir meyil ve mecal kalmaz. Bu yüzden milletin büyük bir kısmı uyuşuk ve korkak olur. “Nemize gerek, biz böyle yaşar gideriz” der. Bu durum o milletin ilim, iktisat, kültür ve kalkınma alanlarında da geri kalmasına ve nüfusu çoğalan, genç nesilleri millî ülkü ve emellerle merhale merhale yükselen, irade gücünü artırıp heyecanla dalgalandıran milletler karşsında mağlup ve perişan olmasına sebep olur.”

Oruç Tutan Bir Lokma Bile Olsa Sahurda Bir Şeyler Yemelidir

oruc-tutan-bir-lokma-bile-olsa-sahurda-bir-seyler-yemelidirSahur, gece yarısı ile tan yerinin ağarışı arasında yenen yemeğin adıdır. Allah Rasulü (aleyhissalatu vesselam), bir lokma dahi olsa sahura kalkıp yemek yemeyi tavsiye etmiş, sahurda bereketin olduğunu ve sahura kalkanlara meleklerin duada bulunacağını bildirmiştir. Ebu Said el-Hudri (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz (aleyhissalatu vesselâm) şöyle buyurmuştur: “Sahura kalkmada/sahurda yenilen yemekte bereket vardır. Bir yudum su içmek dahi olsa sakın onu terk etmeyin. Zira sahura kalkanlara Allah (c.c) rahmet eder, melekler de istiğfar ederler.”
Bu vakitler, en bereketli ve en verimli zamanlardır. Bu bereket değişik cihetlerden olabilir; bunları Efendimizin sünnetine uyma, sahurla oruç ve diğer ibadetler için güç ve kuvvet kazanma, dinç olma, şiddetli açlığın meydana getirebileceği kaba davranışlara engel olma, dua ve Allah’ı anmaya vesile olma şeklinde sayabiliriz. Yine sahur, yapılan duaların, kılınan namazların, okunan Kur’ân’ların Cenab-ı Hakk’a ulaşacağı anlardır.