Monthly Archives: Nisan 2015

Orucun Farz Olduğu Kimseler

orucun-farz-oldugu-kimselerİslâm, emir ve yasaklarına muhatap olan kimselerde birtakım şartlar arar. Bu anlamda diğer ibadetlerde olduğu gibi, oruç ibadetinde de belli başlı özelliklere haiz olan kimseler mükellef tutulmuştur. Bunları şu şekilde sıralamamız mümkündür:

Müslüman Olmak

Oruç ibadetinin bir kimseye farz olması için, o kişinin Müslümanlığı kabul etmiş olması gerekir.

Ergenlik Çağında ve Akıllı Olmak

Bir kimseye orucun farz olması için, o kişinin ergenlik çağında ve akıllı olması gerekir. Bu anlamda çocuklar ve ergenlik yaşına ulaştığı halde akıldan mahrum olanlar, bu ibadetten muaf tutulmuşlardır. Bu hususu Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şu beyanlarıyla bildirmişlerdir: “Üç kişiden kalem (sorumluluk) kaldırılmıştır: Bâliğ oluncaya kadar çocuktan, aklı yerine gelinceye kadar deliden, uyanıncaya kadar uyuyandan.”

Oruç Tutmaya Muktedir Olup Mukim Olmak

Orucun farz olması için, mükellefin beden itibarıyla sağlıklı olması, hasta olmaması ve mukim olması gerekir. Bedenen oruç tutmaya muktedir olmayanların, hastaların ve seferde olan kimselerin oruç tutmaları farz değildir. Ancak bu kimseler yine de oruç tutacak olsalar, tutmuş oldukları oruç geçerlidir. Şayet kendilerine verilen bu ruhsatı kullanır da tutmazlarsa, o zaman da tutmadıkları gün sayısı kadar daha sonra tutarlar. Bu hususla ilgili olarak Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurulur:

“Oruç sayılı günlerdedir. Sizden her kim o günlerde hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutar. Oruç tutamayanlara fidye gerekir. Fidye bir fakiri (sabah-akşam ) doyuracak miktardır. Her kim de, kendi hayrına olarak fidye miktarını artırırsa bu, kendisi hakkında elbette daha hayırlıdır. Bununla beraber, eğer işin gerçeğini bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”

Doğum Kontrolün İktisadi Zararları

dogum-kontrolun-iktisadi-zararlari   Bilimsel gerçekler ve tecrübeler, doğum kontrolünün ekonomik açıdan faydalı olduğu iddiasını çürütmüştür. İktisat uzmanları arasında gelişen ve birçok tecrübelere dayanan görüşe göre, nüfus azlığı, İktisadî krizlerin en önemli ve en kuvvetli sebebidir. Çünkü doğum nisbetinin azalması ile yaşlıların sayısı artar, gençlerin ve orta yaşlıların sayısı azalır. Bu sebeple de mantıkî bir sonuç olarak da genç ve orta yaşlılar arasında işsizlik artar.
Bundan ötürüdür ki iktisat uzmanları, kendi milletlerine nüfusun artırılmasını tavsiye etmektedirler.
Günümüzde Avrupa ülkeleri, nüfuslarının artması için birçok tedbirler almaktadırlar. Evlenmeyi, çocuk sayısını artırmak için çeşitli teşvikler sağlamaktadırlar. Doğum yardımı, çocuklar için sağlanan ücret artışları, vergilerde indirim bunlardan sadece bazılarıdır. Bütün gayretleri, durma noktasına hatta gerileme noktasına gelmiş olan nüfuslarının artmasını sağlamaya dayanmaktadır.

Ramazan’da Kuran Okumak

ramazanda-kuran-okumakMü’minlerin hidayet menbaı olan Kur’ân, her zaman için okunup düşünülmesi, tefekkür edilmesi gereken bir kitaptır. Mü’min Kur’ân’a, hava, su ve ekmek kadar muhtaçtır. Peygamber Efendimiz (aleyhissalatu vesselâm) bütün hayatını, insanların dikkat ve nazarını Kur’ân’a çekmekle geçirmiştir. O’nu, vird-i zeban edinmiş, bununla da kalmayıp zaman zaman bazı sahabilere okutup onlardan dinlemiştir. Oruçlu olduğu zamanlarda, hususiyle Ramazanda Kur’ân’a daha bir özen göstermiş, O’nu çokça okumuştur. Mü’minler de Peygamber Efendimizin ümmeti olarak, özellikle Ramazanda Kur’ân’la içli dışlı olmalı, O’nun aydınlık ikliminden nurlanmalıdırlar. Kur’ân’ı hususiyle Ramazan ayında okumanın ayrı bir önemi vardır. Allah Rasulü (aleyhissalatu vesselâm) Ramazan’da her zamankinden daha fazla Kur’ân’la meşgul olur, onu okur ve tefekkür ederdi. Zira Allah O’nu, bu ayda inzal etmişti. Ramazan’ın her gecesinde Peygamber Efendimiz (aleyhissalatu vesselâm) Cibrîl-i Eminle birlikte aralarında Kur’ân talimi yaparlardı. Ve her Ramazanda baştan sona O’nu Cibril’le mukabele ederdi. Vefat ettiği yılda da bu arz iki defa cereyan etmişti. İbn-i Abbas rivayet ettiği bir hadiste bunu ifade etmektedir:

“Allah Resulü (aleyhissalatu vesselam), insanların en cömerdi idi. Cömertliğinin doruğa ulaştığı zaman ise, Ramazan’da Cibril ile karşılaştığı an idi. O, Ramazanın her gecesinde Cibril ile karşılaşır, Kur’ânı aralarında mukabele ederlerdi. Yemin olsun ki öylesine hayır yaparak cömertlikle coşardı ki, rüzgâr bile hızına yetişemezdi.”

Doğum Kontrolün Nesiller Üzerindeki Etkileri

dogum-kontrolun-nesiller-uzerindeki-etkileri    Bilimsel araştırma ve incelemeler, çok çocuklu ailelerin az çocuklu ailelerden daha kaliteli ve daha başarılı insanlar yetiştirdiğini isbat etmiştir.
Bu konuda Mr. Colın Clark şöyle diyor:
“Eğitim ve öğretim zorluklarının, çok nüfuslu aileler için daha yorucu ve yıpratıcı olduğunu inkâr etmiyoruz. Fakat mevcut çocuklarına bir tane daha ilave edenlerin önceki çocuklarına zarar vererek en azından onun başarı imkânlarını azalttıklarını iddia eden anlayışın da hatalı olduğuna inanıyoruz. Bugün ümit ederiz ki anne ve babalar, Prof. Bryssard’ın uzun yıllar ticaret ve diğer yüksek mesleklerde başarılı adamlar yetiştirmiş geniş nüfuslu aileler ve onlardaki gelişme sebepleri üzerinde yapmış olduğu araştırmaların sonucu olarak vardığı gerçeği bizzat müşahade ederek inanmaya başlamışlardır. Prof. Bryssaıd şöyle diyor: Her ne kadar geniş nüfuslu aileler işin başlangıcında sıkıntı çekiyorlarsa da sonunda çeşitli alanlarda az nüfuslu ailelere nisbetle çok daha başarılı oluyorlar.”
Nesillerin varlığı, bugün ferdî menfaatleriyle âdi zevklerinin esiri olmuş bugünkü kimselerin davranışlarına bağlı olacağından doğum nisbeti her geçen gün biraz daha düşecektir. Benlik hissinin gözlerini döndürdüğü bir millet, ne bu halin vehametini kavrayabilir, ne de bu düşüşe dur diyebilir.
Nüfusu günden güne azalan bir millet, hayatının her safhasında yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunmaktadır. Mesela, uğrayacağı bir kolera salgını veya çıkacak bir savaş sonunda adam kıtlığına maruz kalarak birdenbire perişan olması muhakkaktır.
Bin yıl önceki Yunan Medeniyeti’ne; çocuk düşürmenin, nefis kaygusuyla öz çocuğunu öldürmenin salgın bir hastalık gibi yayıldığı o Yunan Medeniyeti’ne bakınız. Çıkan iç karışıklarda ölenlerin yerlerinin boş kalması sebebiyle Romalıların boyunduruğu altına girerek öz yurtlarında zillet ve esaretle geçen hayatlarına bakınız. Bugün Batıklar da aynı tehlikeye, aynı uçuruma doğru hızla koşmaktadırlar.

Oruçlunun Diğer Organlarını Muhafaza Etmesi

oruclunun-diger-organlarini-muhafaza-etmesiİnsanın, hususiyle de oruçlunun bütün azalarını günahlardan koruması ve bunları koruma adına âdeta mayınlı bir tarlada geziyormuş gibi dikkatli olması gerekir. Kısacası o, elini, ayağını, başını, kulağını şeytandan gelecek oklara karşı, zırha sokmalı ve onlardan müteessir olmamaya çalışmalıdır. İslâm büyükleri de orucu, üç mertebeye ayırmışlardır. Bunlar:

Avamın orucu: Bu oruç, mide ve tenasül uzvunu şehvetlerden sakındırmadın Yani, yemek, içmek ve cinsî münasebette bulunmaktan kendini korumaktır.

Havassın orucu: Kulak, göz, dil, el, ayak ve sair azalan günahlardan muhafaza etmektir.

Ahassü’l-havassın orucu: Kalbi, dini maksat ve dünyevî düşüncelerden men edip Allah’tan başkasını kalpten tamamen uzaklaştırmaktır. Böyle bir oruç, Allah’tan ve kıyamet gününden başkasını düşünmekle bozulmuş olur. Din için kasdolunmayan dünyayı düşünmek de bu orucu bozar. (Bu seviyedeki insanlara göre)

Doğum Kontrolün Ahlak Üzerindeki Etkileri

dogum-kontrolun-ahlak-uzerindeki-etkileri    Gebeliği önlemenin ahlâk ve mizaç üzerindeki etkilerini şöylece sıralamak mümkündür:
1. Kadın ve erkek, gebeliğin önlenebilmesi dolayısıyla zina için bir ııevı hürriyete kavuşmuş olurlar. Artık ne piç doğurarak rezil olma korkusu, ne utanma duygusu, ne de günah hissi kalır. Bu durum insanları, gayrimeşru yollardan cinsel arzularını tatmine sevk eder.
2. Şehvet arzularına esir olmak, bunların peşinde bir hayvan hırsı ve iştihasıyla başıboş dolaşmak, sonra da ahlâkî ölçü ve sınırları çiğneyip aşmak suretiyle ahlâkî çöküntü başlar ve yayılmış olur.
3. Çocuk nimetinden mahrum kalmış olan karı-kocada ahlâk ve mizaç güzelliklerinin çoğu görülemez, olsa bile gelişemez.
4. Doğum kontrolü, çocukların fazilet ve üstün bir ahlâk ile yetişmelerini de önler.
Kardeşleri ile birlikte yaşayıp gelişme imkânı ve fırsatı verilmeyen bir çocukta, İnsanî sıfatlar yeterince gelişip kökleşmez. Çocuklar, güzel huy ve meziyetler kazanma hususunda birbirlerini etkileyerek bir dereceye kadar kendi kendilerini de yetiştirirler. Birlikte büyürlerse, sevgi, feragat, yardımlaşma, himaye ve merhamet gibi birçok hususlarda ahlâkî noksanlık ve ayıplardan kendilerini kurtarma imkânını elde ederler. Çocuklarının sayısını bir çocukla veya aralarında büyük yaş farkı olan iki çocukla sınırlamış olanlar, hiç şüphesiz kendi yavrularını bu çok kıymetli ahlâkî fırsattan mahrum etmiş olurlar.

Oruçlunun Kulağını Muhafaza Etmesi

oruc-kulakAllah’ın insanlara değerli bir emanet olarak verdiği kulağın da, yalan, gıybet, dedikodu gibi çirkin şeylere karşı kapalı tutulması, onların konuşulduğu yerlerden uzaklaşılması, mü’min için yapılması gerekli olan bir davranıştır. Çünkü konuşulması çirkin olan bir şeyin, dinlenilmesi de o kadar çirkindir. Kur’ân şu kudsî beyanıyla, yalan dinlemeyi, ona kulak kesilmeyi çok çirkin görmüştür: “Onlar devamlı yalan dinler ve haram yerler.”

Doğum Kontrolün Sosyal Hayata Etkileri

dogum-kontrolun-sosyal-hayata-etkileri    Gebeliği önlemenin, aile hayatı üzerinde hemen ortaya çıkan kötü sonucu; yaratılışlarında mevcut olan cinsel ihtiyacı gerektiği gibi kullanamayan karı-ko­ca arasında ortaya çıkacak soğukluk hissidir. Önceleri hiç farkına varılmadan sevgiyi azaltır, şefkat bağlarını gevşetir, sonra da gerginlik ve geçimsizlik şekille­rine bürünerek önüne geçilmez ailevî buhranlara sebep olur. Ayrıca kadının ge­be kalmamak için devamlı ilaç ve haplar kullanması ailede sevgi, şefkat, güzellik ve huzur namına ne varsa hepsini yavaş yavaş yıkıp mahveder. Gebeliği önleme­nin bir zararı daha vardır ki, hepsinden daha korkunç ve müessirdir. Bu, maddî olmaktan ziyade manevîdir.

Kadın erkek arasındaki münasebetleri, şerefli bir insanlık seviyesine yüksel­ten, aralarındaki cinsel alâkayı takviye edip sevgi ve şefkat bağlan haline getiren şey, onların çocuk sahibi olmaları, yavrularını ana-babalık İlişleriyle büyütmeleridir. Gebeliği önlemek, ilişkilerini yalnızca cinsel arzulara indirger. Sevgi bağla­rını yavaş yavaş gevşetip çözer ve şefkat hislerini köreltir. Bu durumun değişmez sonucu; karı-kocadan her birinin birbirlerinden bir müddet faydalanıp sefa sür­dükten sonra yavaş yavaş soğuyup bıkmaları ve ayrılmalarıdır.

Karı-kocanın evlilik bağlarını koruyarak bunun sonuçlarına katlanıp müşte­rek hayatı sürdürmeyi kolaylaştıran sebepler arasında çocuklardan daha kuvvet­li bir sebep bulunamaz. Bu yüzden çocuksuz karı-kocaların hayat boyu birlikte yaşamaları daha zordur. Avrupa ve Amerika’da evlilik münasebetleri zayıftır; üs­telik her geçen gün bu durum daha da kötüye gitmektedir. Boşanma olayları başdöndürücü bir hız kazanmış, aile kutsiyeti diye bir şey kalmamıştır.

Oruçlunun Dilini Muhafaza Etmesi

oruc-dilDili; yalandan, gıybetten, haram şeyleri konuşmaktan, başkalarının eksiklerini söylemekten, kavga ve gürültüden koruyup zabt-u rapt altına almaktır. Bunun yanında Kur’ân’la, evrad u ezkarla meşgul olma, uhrevî âlemi hatırlatacak, tefekküre sebep olacak eserleri okumaktır. Oruçlu kavga-gürültü çıkarmayacak, sövene mukabelede bulunmayacak, cahilane tutum ve davranışlar içine girmeyecektir. Kendisine bu mevzuda herhangi bir sataşma olursa, oruçlu olduğunu, mukabele etmeyeceğini, bu mevzuda ona karışmayacağını söylemelidir. Zira Resulü Ekrem:
“Oruç, mü’min için bir kalkandır. Binaenaleyh sizden biriniz oruçlu iken, kötü şeyler konuşmasın, cahilane hareket etmesin. Eğer bir kimse kendisine sövecek olur veya çatacak olursa ‘Ben oruçluyum.’ desin” buyurmaktadır.
Oruçlu olduğu halde, bir sürü dedikoduya dalan, diline hâkim olmayan, sadece midesine bir şey koymamakla iktifa eden, oruçtan hâsıl olacak mükâfattan mahrum kalır. Kâr olarak yanına sadece susuzluk ve açlık kalmış olur. Bunu da Allah Rasûlü (aleyhissalatu vesselâm) şu beyanlarıyla ifade etmişlerdir: “Yalan konuşmayı, yalan sözlerle amel etmeyi terk etmeyen kimsenin, yemesini, içmesini terk etmesine Allah’ın ihtiyacı yoktur.” Başka bir yerde de şöyle buyururlar: “Nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan, susuzluk çekme ve açlıktan başka bir kazancı yoktur. Nice geceleyin kalkıp nafile ibadet yapanlar vardır ki, bu kalkmasından ötürü, uykusuzluktan başka bir kazancı yoktur.”

Doğum Kontrolünün Vücut Üzerindeki Zararları

dogum-kontrolunun-vucut-uzerindeki-zararlari    Çocuk doğurmanın insan vücudu ve ruhu ile çok yakın ilgisi vardır.
İnsan cinsinin, erkek ve kadın olarak iki kısma ayrılmasından maksat, onların çoğalmak suretiyle nesillerinin devamını temin etmeleridir. Erkek ve kadının vücut yapıları ve yaratılışları da bu gayeyi gerçekleştirebilecek bir şekilde tanzim edilmiştir. Fıtratları onlardan çocuk yapmalarını ister, özellikle kadında, çocuk doğurma hususunda yenilmez bir arzu, evlat sevgisi ve şefkati vardır.
Bu bakımdan, eğer insan evlilik münasebetlerinde sadece kendi zevkini tatmin etme maksadını takip eder ve fıtratın bu münasebetten beklediğini yerine getirmezse, işlediği bu suçun cezasını, mutlaka sinir sisteminde ve tenasül guddelerinde ortaya çıkacak kötü neticelerle öder. Tecrübeler de bu yargıyı doğrulamaktadır. İngiltere’de 1927 yılında Doğum Nisbetini İnceleme Millî Komisyonu adıyla kurulan heyet, verdiği raporda doğum kontrolü meselesini ele alarak diyor ki:
“Gebeliği önlemek için başvurulan çarelerin, erkeğin vücudundaki dengeyi altüst etmesi, tenasül kuvvetini zaafa uğratması, hatta bu kuvveti tamamen yok etmesi pek muhtemeldir. Daha kötüsü bu hal, evlilik münasebetleriyle cinsî ihtiyacını gereği kadar karşılayamayan erkeğin aile hayatında gittikçe şiddetini daha artıran dargınlık ve sıkıntılara sebep olur. Bununla da kalmaz, cinsî arzularını başka yollarla tatmine kalktığından sağlığı tehlikeye düşer; frengi ve belso- ğukluğu gibi hastalıklara yakalanır.
Eğer fazla çocuk doğurmak, kadının sıhhatini bozmuş da bu sebeple gebeliği önleyici tıbbî tedbir almak zarureti doğmuşsa, hiç şüphesiz alınan tedbirler kadının sıhhati üzerinde iyi bir tesir bırakacaktır. Fakat ortada böyle bir durum yokken birtakım sun’î tedbirlere başvurmak kadının sinir sisteminde gerginlik, endişe ve rahatsızlık meydana getirir. Cinsel arzularını tatmin edemeyen kadının, kocasıyla arası bozularak anormallikler baş gösterir. Huzur ve rahatı bozularak yerini keder ve üzüntüye terk eder. Bu sonuçlar, Özellikle gebe kalmamak için kocasından uzak durma yolunu seçen kadınlarda daha çok görülmektedir. Doğum kontrolü, ister madenî burgular kullanmak, ister haplar almak, ister kaput kullanmak, isterse de spermaları öldürücü ilaçlar almak suretiyle olsun, kadın bunları kullanır kullanmaz derhal bir zarar görmese bile uzun bir müddet bunları kullanmakta devam edecek olursa, yaşı kırka varmadan mutlaka sinir bozukluğu baş gösterir ve çöker. Bu gibi vasıtalara başvurmanın sonucu ruhî sıkıntı, bunalma, huzursuzluk, sinirlilik, düşünce karışıklığı, uykusuzluk, kan dolaşımında bozukluklar, kalp zafiyeti, el ve ayaklarda titremeler, vücutta yer yer iltihaplanmalar, kısmî felç ve aybaşlarında intizamsızlıklar meydana gelmesidir.”
Yine doktorlar bu konuda şunları belirtiyorlar:
“Rahim düşüklüğü, hafıza bozukluğu, birçok kuruntular, kalp çarpıntıları, delilik ve daha nice tehlikeli hastalıklar, hamilelikten korunmak için başvurulan çarelerin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Eğer kadın bir müddet doğurmayacak olursa, tenasül organlarında meydana gelecek değişiklikler onun doğurma kabiliyetine derin bir surette tesir eder. Bundan sonra gebe kalacak olursa, gerek gebeliği anında, gerekse doğum sırasında elem ve ızdıraplara maruz kalır.”
Mr. Lunard Hill B. M. şöyle diyor:
“Ergenlik çağına gelmiş bir kadında görülen aybaşı hali ve kadının vücudunda ortaya çıkan değişikliklerin hepsi, onu gebeliğe ve doğuma hazırlamaktan başka bir şey için değildir. Evlenmemiş kızlarda ve gebeliği önlenen kadınlarda, gebelik için hazırlanmış bütün organlar, her aybaşı âdetiyle ümitsizlikler içinde bîtab düşer. Normal yaratılışın icabı olan gayenin gerçekleşmemesi, çoğalma organlarının hareketsiz bırakılıp vazifeden alıkonulması sonucu kadında sıkıntılar başlar ve kadının bünyesi altüst olur. Çoğalma organlanndaki düzen bozulur. Eler aybaşı, katlanılmayacak bir acı ve ızdırap halini alır. Göğüsler kıvamını kaybederek sarkar, güzelliği bozulur. Vücudunda şuhluktan eser kalmaz, benzi sararıp solar. Endişe ve ümitsizlik onu yer bitirir. Ruhu daralır, fikir karı-şıklıklarına uğrar.
Şurası asla unutulmamalıdır ki, tenasül guddeleri insan hayatında son derece müessir ve önemli bir rol oynar. Bunlar sadece insandaki çoğalma gücünü artırmakla kalmayıp ona aynı zamanda enerji ve canlılık verirler, güzellik ve çekicilik bahşederek iyi huylarını ve ahlâk! meziyetlerini artırırlar. Bu guddeler insanın ergenlik çağma girmesiyle çalışmalarını hızlandırırlar. Ona çocuk yapma kabiliyetini ve kudretini verip gençlik, enerji, hareket kazandırarak akıl ve beden gücünü artırırlar. Eğer bu guddelerle, fıtratın gaye ve icabını yerine getirmek hu-susundaki fonksiyon arasına girilirse, bunların çalışmaları felce uğrar. Kendilerinden beklenileni yerine getiremez olurlar. Özet olarak, kadının çocuk doğurmasını önlemek, onun vücudundaki ahengi bozarak onu hayatta hedefsiz bir hale getinnekten başka bir işe yaramaz.”